 |
 |
|
Önceki başlık
::
Sonraki başlık |
| Yazar |
Mesaj |
tubik
Moderator

Kayıt: 30 Mar 2007
Üye No: 643
Mesajlar: 11552
G. Mesaj Sayısı: 24.9
Konum: Kocaeli
Meslek: Fotoğrafçılık
|
Tarih: 11/May/2008 Pzr, 7:06
Mesaj konusu : Sanatın Doğuşu |

|
|
Sanatın Doğuşu
Bugün için, sanatın ortaya çıkışına tam ve kesin bir cevap verebilecek durumda değiliz. İlk insandan günümüze kadar geçen zaman içinde insanoğlu, çeşitli amaçlarla maddeye biçim vermiş, maddeye hükmetmeye çalışmıştır. Bütün bu faaliyetler içerisinde, sanatın başlangıç noktasını kestirmek oldukça zordur. Sanatın başlangıcı sorununu aydınlatmak üzere, pek çok yazar, kitaplarının giriş bölümlerinde uzun sayfalar ayırmaktadırlar. Bütün bu çabalara rağmen, bu konunun pek az aydınlatılabildiğini söyleyebiliriz.
Sanatın başlangıcı olarak kabul edilen örnekleri "ilkel sanat" başlığı altında toplamak, alışkanlık halini almıştır. "İlkel sanat" terimi, ilk bakışta ve çabucak bazı şeyleri çağrıştırmakla birlikte; geniş anlamda kullanılan " ilkel" kelimesinin kapsamından dolayı, bazı anlam kaymalarına da yol açmaktadır. Bu yanlış anlamalara fırsat vermemek için, bizi ilgilendiren " ilkel sanat ", tarihî kronolojinin başlangıcında yer alan ilkel sanattır.
1. Paleolitik Çağ
Alet yapabilen insanlar ile ilgili rastlanabilen en eski izler, aşağı yukarı 40 bin yıl önceye aittir. İzlerini, örneklerini bulabildiğimiz bu ilkel el hüneri işlerin bulunduğu çağa Paleolitik çağ ya da Eski Taş veya Yontma Taş Çağı adı verilir. Paleolitik çağın insanı madeni tanımamış, bütün aletlerini taştan, ağaçtan ve kemikten yapmıştır.
İnsan elinin, ilk defa çakmaktaşını işleyip bir bıçak yapıncaya kadar geçen zamanla, bizim bildiğimiz tarihî dönemler arasında, pek büyük bir zaman mesafesinin olduğu açıktır. Taşı eline alan ilk insandan piramitleri yapanlara kadar geçen sürecin uzunluğu, zaman katmanlarının korkutucu derinliği, bir dizi karanlık çağları da içine almaktadır. Fakat, sanat için, ilk aletin yapılmasıyla ilk adım atılmıştır.
Paleolitik çağ insanı ilk buzul çağında yaşamış, taştan yontarak yaptığı baltaları, mızrak uçları, kesiciler, kazıyıcılar gibi çeşitli araçları kullanmışlardır. Bu insanların alet ve araç yapımında kemikten de çok yararlandıkları görülmektedir.
Bu çağdan kalan ilk eserler, bazı küçük heykellerdir. Bunların en eskisi Garonne (Garon) ırmağı vadisinde bulunan fildişi kadın başıdır. Mamut dişinden oyularak yapılmış bu baş, dört santimetre kadardır ve 40 bin yıl öncesine ait olduğu sanılmaktadır. Bu heykelin dışında, 1922 yılında Yukarı Garonne'da bir mağarada bulunan bir kadın heykeline rastlanmıştır. Lespugue (Lespüg) Venüsü denilen bu heykel de mamut dişinden yapılmış olup, 15 cm. boyundadır. Kadın vücudu bu heykelde, bir takım yuvarlakların, küreciklerin üstüste yığılması şeklinde tasvir edilmiştir ve 30 bin yıl öncesine aittir (Halen Paris'de "İnsan Müzesi"nde bulunmaktadır). Viyana Doğa Tarihi Müzesi'ndeki Willendorf (Vilandorf) Venüsü ise 11 cm. yüksekliğinde olup, kireç taşından yontulmuştur. Bu kadın heykelinde baş, tıpkı bir dut ya da böğürtlene benzer şekilde işlenmiştir
Mağaralardaki kadın resimleri ile göğüs, kalça ve karın kısımları şişirilmiş olarak gösterilen kadın heykelciklerinin, soyun devam ettirilmesinde , üremede en büyük rolü oynayan, bereketin sembolü olarak kadını kutsallaştırmak veya doğumun artmasını sağlamak için yapılmış oldukları düşünülmektedir. Bunlar, sihir veya büyü ile de ilgili olabilirler.
Bu seriden sonra, yalnız yontulmuş değil; geyik kemiklerine, taşlara ve mağara duvarlarına kazılmış hayvan figürcükleri gelir. Bunlar, başarı ile ifade edilmiş çok sayıda geyik, yaban öküzü, at, mamut, yaban domuzu gibi hayvanlardır. Mağaralarda bulunan resim kalıntıları, eskilik bakımından ancak yirmi, otuz bin yıl öncesine kadar gidebiliyor. Bu mağaralardan ilk önce keşfedileni, İspanya'daki Altamira Mağarası'dır. Buradaki resimler, kalem biçimine yakın şekillere getirilmiş toprak veya taş çubuklarla yapılmış oldukları anlaşılmıştır. Çünkü, bu çubukların kalıntıları bulunmuştur. Renk olarak yalnız kırmızı, sarı, siyah ve kahverengi kullanılmıştır.
Bu resimler, önce kenar çizgileri taşa oyularak, sonra da araları renklendirilerek yapılmıştır. Renklendirme; odun kömürü, manganez toprağı ve kırmızı tebeşir gibi maddelerin ezilmesi ve su ile karıştırılması ile elde edilen bir boya ile yapılıyordu. Boyalar ise ya parmakla, ya kıldan veya tüyden fırça ile, ya da çomaklarla sürülüyordu.
En son bulunan resimli mağara Fransa'daki Lasque (Laskö)'dür. Bilinen en eski mağara resimleri, bu mağarada bulunmaktadır. 30 bin veya 25 bin yıl eskiye ait olduğu tahmin edilmektedir. Altamira mağarasındaki resimlerden daha güzel, daha iyi korunmuş ve daha zengindir. Duvarlarda beş metre boyunda hayvan resimleri bulunmaktadır. Bu mağaranın duvarlarına beş metre boyunda öküz resimleri çizmek, günümüzde dahi oldukça zor bir durumdur. Çünkü bu figürleri çizerken görebilmek ve iyi çizilip çizilmediğini kontrol etmek için geriye çekilebilecek bir mesafe yoktur. Bu sebeple, oldukça ilkel bir çağdaki bu insanların, bu resimleri nasıl yapabildiği oldukça düşündürücüdür
İnsanlığın bu en eski sanat eserlerini anlamak ve değerlendirmek için, bugünkü estetik değerlerimizi bir tarafa bırakmamız gerekmektedir. Bütün bu eserler, ne belirli bir güzellik duygusunun ifadesi, ne de sanat için yapılmış eserlerdir. Bunların, bir amaç için ortaya konduğu anlaşılıyor. Yaygın kanaate göre bu resimler, ilkel insanların avcılıktaki başarılarını artırmak için başvurduğu büyüye yardım etmek için yapıldıkları sanılmaktadır. İlkel insanlara göre, bir varlığın hayaline sahip olmak, onu elde etmek demektir. Yani resimdeki hayvanı yaralamak veya öldürmek, gerçek hayattaki av hayvanının da ölmesine veya gücünden kaybetmesine yol aşacağına inanılıyordu. Bu inanış, halen yaşayan bazı ilkel kavimlerde de benzer şekillerde devam etmektedir. Mağaraların duvarlarında resmedilmiş hayvanların üzerinde, parmakları açık eller görülür. Ya da çoğunlukla, hayvan bir okla yaralı gösterilir. Bunlar; ele geçirme işaretleri midir? Şu halde, doğarken; sanatın sihir ve büyü karakteri olması gerekir (Resim 3).
Sonuç olarak paleolitik çağ (Eski taş) mağaralarında özellikle dikkati çeken durum, gün ışığı ile aydınlanan bölümlerde hiç bir tasvirin yapılmamış olmasıdır. Resimli kısımlar, genel olarak mağaraların girişlerinden 90 metre kadar içeride bulunmakta, bazı hallerde de, bu zeminlere ulaşmak için, dehlizlerden sürünerek ilerlemek gerekmektedir. Bütün bunlardan anlaşılan şudur ki; bu resimler, mağara duvarlarını süslesin diye yapılmış olamaz.
Birçok durumlarda mağara resimleri üst üste yapılmışlardır. Yani çizilip boyanmış bir hayvan resminin üzerine bir başkası, sonra onun da üzerine bir başkası yapılmıştı. İlkel insan bu resimlerin güzel olup olmadığına, saklanmaya değip değmediğine bakmıyordu. Eğer resmin büyüsel etkisi kalmamışsa, üstüne bir yenisi yapılabiliyordu.
2. Neolitik Çağ
Bu çağın, M.Ö. 7. bine kadar uzandığı anlaşılmaktadır. Bu çağın insanları ovalarda, su kenarlarında, verimli ve savunması kolay yerlerde yaşamaya başlamışlardır. Paleolitik çağda olduğu gibi, karada ve suda avcılık halâ önemli bir yer tutmakla beraber, bu çağın insanı hayvanı evcilleştirmiş, üretici olarak tarım yapmış, köyler kurmuşlardır. Kullandıkları taş aletler önceki çağdakilerden çok daha gelişmiştir. Mağaralarda yapılan resimlerin yerini, kerpiç evlerin duvarlarını süsleyen ve bugüne kadar canlı renklerini koruyabilen duvar resimleri almıştır.
Neolitik çağ insanları, mağaraları bırakarak kendilerine kerpiç, saz ve kamıştan kulübeler yapmışlar ve köyler meydana getirmişlerdir. Bu köyler bazen açıktı; bazılarının etrafı ise hendek ve çitlerle çevriliydi; bazen de göllerin ortasında kazıklar üzerinde yapılan kulübelerden meydana geliyordu.
Yapı sanatının Neolitik çağda başladığı söylenebilir. Meydana getirilen bu yapılara Megalitik yapılar, bu kültüre de Megalitik kültür adı verilir. (Megalit kelimesi, Yunanca mega = büyük, lithos= taş kelimelerinin birleşmesinden oluşmuştur, büyük taş anlamına gelmektedir.) Bu yapıların birer mezar yapıları veya yıldızlarla ilişkili yapılar olduğu sanılmaktadır.
Megalitler başlıca iki grupta toplanabilir:
1- Dayanak gerektirmeden ayakta duran taşlar; bunlar yalnızken "Menhir" (Resim 4), bir doğru üzerinde dizilir veya daire şeklinde sıralanırsa "Cromlech" (Kromlek) adını alırlar (Resim 5).
Menhirler, Fransa'da ve İngiltere'de çok sayıda bulunmaktadır. Bunlar 10-12 metre yüksekliğinde dev taşlardır. Menhirlerin çoğunun mezar taşı olduğu ispatlanmıştır. Büyüklükleri sebebiyle de, sanki canlıymışlar gibi halk masallarına konu olmuşlardır. İlgili efsanelerde menhirler; doğarlar, büyürler, dans ederler ve ağlarlar.
Bazı menhirler tarihî bir hatırayı sonsuzlaştırırlar. Menhirler, toprak sınırını belirtmek için de kullanılmış olabilirler. Menhirlerin dikilme sebeplerine en uygun açıklama ise, bunların ilkel idoller yani dinî semboller olduklarıdır.
Genel olarak yalnız duran menhirler, bazen bir çizgi üstünde dizilmiş de olabilirler. Daire şeklinde dizilmiş olanlar, belki dinî anıtlar veya kurban sunaklarıydı. Cromlech (Kromlek) denilen bu dizilerin yönleri yıldızlara göre olduğu için, güneş tapınağı da olabilirler.
Dolmenler'in içinde bazı kil eşyalar bulunmuştur. Fakat, çoğu soyulmuş olan bu mezar odalarında, neolitik çağı aydınlatabilecek çok az eşya kalmıştır. Buna karşılık dolmenlerin çoğunun üstünde, geometrik ve sembolik figürler kazılıdır.
Dolmenler çeşitli şekiller gösterirler:
Basit Dolmen :Ayakta duran iki veya birkaç taşın üstünde, yatık durumdaki büyük bir taştan oluşur. Bu ilkel dolmen, bazen bir tümülüs ile örtülüdür.
Kubbeli Dolmen : Bu tip dolmende, harçsız taşlarla örtülmüş ve kilit taşıyla kapanmış bir kubbe görülür. Yunanistan'da "Tolos" denilen bu tür inşaata, Fransa ve İrlanda'da bugün dahi çoban kulübeleri arasında rastlanmaktadır.
Örtülü Koridor : Son çağ dolmenlerinin hepsi bu türdedir. Bütün anıt, üstü örtülü bir geçitten ibarettir. Bunun bazı kısımları delikli bir taşla ayrılır ve bazılarında rölyeflere rastlanır (Rölyef, kabartma olup, heykel sanatının bir çeşididir. Bir figürün çıkıntıları, derin bir şekilde zemine bağlı olarak çıkarılmışsa "yüksek rölyef", eğer çıkıntılar hafif bir biçimde belirtilmişse "alçak rölyef" adını alır). |
|
_________________
DoN't SpeEAak !!! |
|
|
|
|
tubik
Moderator

Kayıt: 30 Mar 2007
Üye No: 643
Mesajlar: 11552
G. Mesaj Sayısı: 24.9
Konum: Kocaeli
Meslek: Fotoğrafçılık
|
Tarih: 11/May/2008 Pzr, 7:07
Mesaj konusu : |

|
|
SANATIN DOĞUŞU
Tarih öncesi insanlarının gerçekleştirdiği sanat eserlerinin varlığı kesin olarak 19. yüzyıl sonunda kabul edilmiştir. Bu sanatın ilk izlerine İ.Ö. 40.000 – 35.000 yıl öncesinde, Orta Yontma Taş devrinden, Üst Yontma Taş devrine geçilen dönemde rastlanılmıştır. 1834 yılında Fransa'da bulunan Chaffaud mağarasında, 1879 yılında da İspanya da Altamira mağarasında bulunan resimler, dönemin etkinlikleri konusundaki araştırmaların yoğunlaştırılmasını getirmiştir. Bazı arkeologlar bu resimlerin daha sonraları yapıldığını savunmuşlardır. Yontma Taş devri eserlerinin ilk bölümünü oluşturanlar, beceriksizce çizilen hayvan şekillerinden ve stilize edilmiş cinsel tasvirlerden oluşmaktadır. İkinci bölümü oluşturan eserlerde çok sayıda kadın heykelcikleri vardır. Üçüncü bölümü oluşturan hayvan tasvirlerinde özel oranlar söz konusudur. Bu bölümdeki figürlerin kafaları küçük, karınları şiş olarak tasvir edilmiştir. Dördüncü bölümü oluşturan eserlerde ise büyük ölçüde gerçekçi tasvirlerdir. Bu dönemde bulunan çok sayıda soyut kadın heykel tasvirleri de vardır. Bu buluntulardan başlayarak arkeologların ve mağara araştırmacılarının yeni buluşları, ilkel sanatsal kültürün başlangıcının açıklanmasına ışık tutmuştur.
Sanat, tarih öncesi dönemde insanın varlığıyla birlikte ortaya çıkmıştır. İlkel insanın doğa karşısındaki güçsüzlüğü, korkması ve bilgiden yoksun olması, onun büyüye ve bu çaba ile de sanata yönelmiş olmasını gerçekleştirdiğini düşünebiliriz. Homosapiens denilen insan türü bu sanatsal yaratıma giden örneklerin ilk yaratıcısıdır. Yaşamını sürdürmek için bu ilk yarı insan, yarı hayvan türü sayılabilecek insanlar, doğal ihtiyaçlarını karşılayabilmek için çabalara girmişlerdir. Bu çabalar, yaşamın devamını amaçlayan birincil güdülerden kaynaklananlardır. Yani yaşama güdülerinin çabasıdır. İnsanlar, Soğuktan korunmak için barınaklara girmişler, vahşi hayvanlarla mücadele için araç ve gereçler yapmışlardır. Bu çabalar, başlangıcı estetik endişe taşımayan sanatın ilk örnekleri sayılabilecek çalışmaları da, böylece ortaya çıkarmıştır.
Orta Taş döneminde yeryüzünün bitki örtüsünün ve hayvanların değiştiği, soğuk iklimle ilgili bitki ve hayvanların kaybolduğu anlaşılmaktadır. Bu çağda buzullar tamamen erimiş göller oluşmuştur. Kışlar ılımanlaşmış, yazlar ise sıcak geçmektedir. İklimsel değişimler, insanların yaşamlarında da değişikliğe yol açmıştır. Bu dönem resim örneklerinde doğacı bir anlayış ve kuvvetli bir stilizasyon vardır. Resimlerin genellikle büyü amacıyla gerçekleştirildiği görülmektedir. Çalışmalardaki ifadeler hacimli değil yüzeyseldir. Gözlemlenerek oluşturulmayan yarı şematik, hayali ve gerçekten uzak biçimler ifade edilmiştir
Yeni Taş döneminde insanlar, avcı ve toplayıcı kültürden tarım kültürüne geçmişlerdir. Sanatta ilk idealizm ve amaçsızlık bu devrede görülmektedir. Bu dönemde bazı eserler, ölüler için yapılmıştır. Bol çeşitli kadın erkek ve hayvan heykelcikleri, bizi Cilalı Taş döneminin dini dünyasına götürmektedir. Dolmenlerden büyük megalitik toplu mezarlara kadar, bu dönemde yapılan çok çeşitli örnekler görülmektedir. Cilalı Taş döneminde yapılmış, ilkel de olsa konut örnekleri vardır.
Orta Yontma Taş dönemimde yapılmış, delikli kemikler, üzeri süslü bazı levhalar, kesinlikten uzak olsa da, bu çağın insanlarının sessiz olmadıklarını ve müziğin bu insanların dünyasında yer kapladığını düşündürtmektedir.
Bu ilkel insanların da kendilerine göre bir güzellik duyguları vardır. Tesadüf olarak da olsa, yarattıkları biçimlerden hoşlandıklarında, onları tekrar ederek çoğaltmışlardır. Daha sonraları bu tekrarlar, estetik zevki de oluşturmuştur.
Buzul Çağında, mağara içlerine yapılan hayvan tasvirleri, daha sonraları açık havada kayaların üzerine yapılmıştır. Bu çalışmalarda, hayvan resimlerinin yanında insan figürleri de görülür. İnsan ve hayvan tasvirleri bir konu çevresinde ifade edilmişlerdir. Bu çalışmalarda konuya ayrılmış bir yüzey düşünülmemiş, konu herhangi bir yüzeyin üzerine yapılmıştır. Buzul döneminin hayvan resimlerinin karakterleri, hayvanın optik görüntüsü şeklindedir. İnsanlar ise şematik olarak ifade edilmiştir. İnsanın uzuvları yapısal olarak yan yana sıralanmıştır. Mağara çağında yapılan resimlerde, figürler birbirini keser. Daha sonraki çalışmalarda ise figürler, birbiri ile ilgili fakat birbirini kesmeyen biçimde, bir konu etrafında çizilmiş ve insanların iç formları da belirtilmiştir. Önceleri yapılan çalışmalarda insanların başları çok küçük olarak ifade edilmiştir. Daha sonraları insan başının orantısız olarak büyüdüğü görülür. Resimlerde yer yer av ve savaş sahneleri, dini konular, hayvan sürüleri konu olarak ele alınmıştır. Bu özellikler, Orta Taş Çağı ortalarından ilk büyük uygarlıkların başlamasına kadar devam eder.
Büyük uygarlıkların başlamasına kadar olan dönemde, heykel sanatında ise şu özellikler görülür: Bu dönemde yapılan, verimlilik tanrısı Magna - Mater heykelleri ağaç, toprak ve taştan yapılmış olarak çok miktarda bulunmuştur. Heykeller kişisel özellikler taşımaz ve frontal olarak yapılmıştır. Ek yerleri belirtilmeyen heykellerde, baş genellikle büyük olarak ifade edilmiştir. Vücudun tüm parçaları yan yana getirilmiştir. Anlatım şematik ve temsilidir. Hareketler durgundur. Vücut uzuvları çizilerek belirtilmiş ve çizgi ile de süslenmiştir. Gözler iri ve patlak olarak yapılmıştır.
Sitelerin kurulmasından önce, anıtsal mimari görülmez. Bu dönemin yapıları sadece barınma amacını gören basit ağaç ya da kerpiç yapılardır. Mezar anıtları da Tümülüs denilen tepelerdir.
İlkel halklar devlet kurduklarında siteler halinde yaşamaya başlamışlardır. Site ile tarih başlamış, yazının bulunması gerçekleşmiştir. Bu aşamadan sonra insanların yeni ihtiyaçları için, sanatta anıtsal nitelikteki taş yapılara, heykellere biçim verilmiştir.
Sanata Ve Sanat Kavramlarına Giriş- Ahmet Şişman-İstanbul-Yaz yayınları-2006 |
|
_________________
DoN't SpeEAak !!! |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
|
|
|
Etiketler: verilmiştir, kadar, miktarda, kişisel, tümülüs, konusudur, bu, olmadıklarını, hareketler, Çağında, buluşları, başlangıcı, hacimli, araç, çabalar, kışlar, tasvirlerinde, vücudun, yeni, eserlerde |
|
 |