 |
 |
|
Önceki başlık
::
Sonraki başlık |
| Yazar |
Mesaj |
Ac_tivist
HaGayret

Kayıt: 16 Ekm 2006
Üye No: 21
Mesajlar: 5084
G. Mesaj Sayısı: 6.53
|
Tarih: 27/Ekim/2006 Cum, 2:20
Mesaj konusu : ResuLuLLaha veriLen mucizeLer |

|
|
Sevgili peygamberimiz Muhammed aleyhisselamın, Allahü teâlânın peygamberi olduğunu açıklayan şahidler sayılamayacak kadar çoktur. Allahü teâlâ; "Sen olmasaydın alemi yaratmazdım" buyurdu.
Bütün varlıklar, Allahü teâlânın varlığını, birliğini gösterdikleri gibi, Muhammed aleyhisselamın peygamber olduğunu ve üstünlüğünü de göstermektedirler.
Ümmetinin evliyasında hasıl olan kerametler, hep O'nun muczileridir. Çünkü kerametler, O'na tabi olanlarda, O'nun izinde gidenlerde hasıl olmaktadır. Hatta, bütün peygamberler, O'na tabi olanlarda, O'nun izinde gidenlerde hasıl olmaktadır.
Hatta, bütün peygamberler, O'nun ümmetinden olmak istedikleri için, daha doğrusu, hepsi O'nun nurundan yaratıldıkları için, O'nların mucizeleri de Muhammed aleyhisselamın mucizelerinden sayılır. Mucizeler peygamberliğin alametidir. Bunun için her peygamber mucize göstermiştir.
Sevgili Peygamberimiz Muhammed aleyhisselamın mucizeleri, zaman bakımından üçe ayrılmıştır:
Birincisi, mübarek ruhu yaratıldığından başlıyarak peygamberliğinin bildirildiği bi'set zamanına kadar olanlardır.
İkincisi, bi'setden vefatına kadar olan zaman içindekilerdir.
Üçüncüsü, vefatından kıyamete kadar olmuş ve olacak şeylerdir. Bunlardan birincilere; irhas denir.
Her biri de ayrıca, görerek veya görmeyip akıl ile anlaşılan mucizeler olmak üzere ikiye ayrılırlar. Bütün mucizeler o kadar çoktur ki, sınırlamak, saymak mümkün olmamıştır. İkinci kısımdaki mucizelerin üç bin kadar olduğu bildirilmiştir. Bunlardan meşhur olanlarını bildireceğiz.
Muhammed aleyhisselamın mucizelerinin en büyüğü Kur'an-ı kerimdir. Bugüne kadar gelen bütün şairler,
Bir ayet-i kerimenin benzerini söylememişlerdir. İ'cazı ve belgatı insan sözüne benzemiyor. Yani, bir kelimesi çıkarılsa veya bir kelime eklense, lafzındaki ve manasındaki güzellik bozuluyor.
Bir kelimesinin yerine koymak için, başka kelime arayanlar bulamamışlardır. Nazmı, Arab şairlerinin şiirlerine benzemiyor. Geçmişte olmuş ve gelecekte olacak nice gizli şeyleri haber vermektedir.
İşitelenler ve okuyanlar, tadına doyamıyorlar. Yorulsalar da usanmıyorlar. Okuması ve işitmesi sıkıntıları giderdiği sayısız tecrübelerle anlaşılmıştır. İşitince kalblerine denşet ve korku çökenler, bu sebepten ölenler bile görülmüştür. Nicez azılı İslâm düşmanları, Kur'an-ı kerimi dinlemekle, kalbleri yumuşamış, imana gelmişlerdir.
Birçok cansız varlık onun mucizesi olarak konuşmuştur. Mesela, Bir gün amcası Abbas'ın evine gidip onu ve evladını yanına oturttu. Üzerlerini ihramı ile örterek; "Ya Rabbi! Bu amcamı ve Ehl-i beytimi örttüğüm gibi, sen de, Cehennem ateşinden kendilerini koru?" dedi. Duvarlardan üçkere amin sesi işitildi.
Bir gün elinde senem yani put bulunan kimseye; "Put bana söylerse, iman eder misin?" buyurdu. Adam; "Ben buna elli senedir ibadet ediyorum. Bana hiçbir şey söylemedi. Sana nasıl söyler?" dedi. Muhammed aleyhisselam; "Ey put! Ben kimim?" diye sorunca; "Sen Allah'ın peygamberisin!" sesi işitildi. Putun sahibi hemen imana geldi.
O'nun hürmetine duamı kabul et!"
Bir gün Resulullahın yanına İki gözü ama bir kimse gelip; "Ya Resulallah! Dua et, gözlerim açılsın" dedi. Efendimiz, merhamet buyurup; kusursuz bir abdest almasını, sonra;
"Ya Rabbi! Sana yalvarıyorum. Sevgili Peygamberin Muhammed aleyhisselamı araya koyarak, senden istiyorum. Ey çok sevdiğim peygamberim hazret-i Muhammed! Seni vesile ederek, Rabbime yalvarıyorum. Senin hatırın için kabul etmesini istiyorum. Ya Rabbi! Bu yüce Peygamberi bana şefaatçı eyle! O'nun hürmetine duamı kabul et" duasını okumasını söyledi.
Adam, abdest alıp dua edince, gözleri açıldı. Bu duayı Müslümanlar, her zaman okumuşlar ve dileklerine kavuşmuşlardır.
Bir kadın, hediye olarak bal gönderdi. Balık kabul edip boş kabı geri gönderdi. Allahü teâlânın kudreti ile, kap bal ile dolu olarak geri geldi. Kadın gelerek; "Ya Resulallah! Günahım nedir?" Hediyemi niçin kabul etmediniz?" dedi. "Senin hediyeni kabul ettik. Gördüğün bal, Allahü teâlânın hediyene verdiği berekettir" buyurdu.
Kadın sevinerek, balı evine götürdü. Çoluk-çocuğu ile aylarca yerdiler. Hiç eksilmedi. Bir gün yanılarak balı başka kaba koydular. Oradan yiyerek bitirdiler. Bunu Resulullah'a haber verdiler. "Gönderdiğim kabda kalsaydı, dünya durdukça yerlerdi, hiç eksilmezdi" buyurdu.
Ümmetinden çok kimsenin denizden gazaya gideceklerini ve sahabeden olan Ümmü Hiram ismindeki hanımın gazada bulunacağını haber verdi. Hazret-i Osman halife iken Müslümanlar, gemiler ile Kıbrıs adasına gidip harb ettiler. Bu hanım da beraber idi. Orada şehid oldu.
Hazret-i Muaviye'ye; "Bir gün ümmetimin üzerine hakim olursan, iyilik yapanlara mükafat et! Kölük edenleri de af eyle!" buyurdu.
Hazret-i Muaviye, hazret-i Ömer ve hazret-i Osman zamanlarında Şam'da yirmi senelik valilik, sonra yirmi sene de halifelik yaptı.
Abdullah ibni Abbas'ın annesine bakıp; "Senin bir oğlun olacak. Doğduğu zaman bana getir!" buyurdu. Çocuğu getirdiklerinde, kulağına ezan ve ikamet okuyup, mübarek tükürüğünden ağzına sürdü.
İsmini Abdullah koyup, annesinin kucağına verdi; "Halifelerin babasını al, götür!" buyurdu. Çocuğun babası olan hazret-i Abbas, bunu işitip, gelip sorunca; "Evet, böyle söyledim. Bu çocuk halifelerin babasıdır. Onlar arasında Seffah, Mehdi ve İsa aleyhisselamla namaz kılan bir kimse bulunacaktır" buyurdu. Abbasi devletinin başına çok halifeler geldi. Bunların hepsi Abdullah bin Abbas'ın soyundan oldu.
Amcasının oğlu Abdullah bin Abbas'ın alnına mübarek elini koyup; "Ya Rabbi! Bunu dinde derin alim yap, hikmet sahibi eyle! Kur'an-ı kerimin bilgilerini kendisine ihsan eyle!" buyurdu.
Abdullah bin Abbas, bundan sonra bütün ilimlerde ve bilhassa tefsir, hadis ve fıkıh bilgilerinde zamanın bir tanesi oldu. Sahabe ve Tabiin her şeyi bundan öğrenirdi. Tercüman-ül-Kur'an, Bahr-ül-ilim ve Reis-ül-münfessirin isimleriyle meşhur oldu. İslâm memleketleri bunun talebeleri ile doldu.
Her derde deva olan ağaç
Ümmü Ma'bed anlatır: Resulullah efendimiz çadırıma uğradı. Gece çadırımda istirahat edip, uyudu. Uyanınca su istedi. Mubarek ellerini yıkadı ve ağzını çalkalayıp, suyunu çadırımın yanında bulunan bir dikenin dibine döktü.
Sabahleyin baktık ki, oradan büyük bir ağaç yetişmiş. Kocaman meyveler vermişti. Meyvelerin kokusu anber gibi, tadı şeker gibi idi. O meyveleri aç kimse yese doyar, susuz kimse yise suya kanar, hasta olan yise sıhhate kavuşurdu. Üzüntülü kimse yise neş'elenirdi. O ağacın yaprağından yiyen deve ve koyunlar hesabsız süt verirdi. Her derde deva idi. Biz o ağacın adını "mubarek ağaç" koymuştuk.
Çevredeki kabileler hastaları için onun meyvelerinden istemeye gelirlerdi. Bir seher vaktinde o ağacı yemişleri dökülmüş, yaprakları küçülmüş bir halde gördüm. Çok korktum ve üzüldüm.
Sonra Resulullahın vefat haberi geldi. Bu hadiseden sonra, aradan otuz sene geçti. Yine bir sabah vakti dışarı çıkıp bakdım ki, o ağaç kökünden budaklarına kadar diken halini almış, meyveleri yere dökülmüştü. Hazret-i Alinin şehid edildiği haberini işittik.
Bu hadiseden sonra o ağaç artık meyve vermedi. Fakat yapraklarından faydalanıyorduk. Bir gün baktım ki ağacın içinden halis kan akıyordu. Yaprakları solmuştu. Üzüntülü bir halde otururken, hazret-i Hüseyn şehid edildi diye haber getirdiler. Ondan sonra o ağaç kökünden kurudu ve belirsiz oldu. |
|
_________________ gider gider, nice koçyiğitler gider
Senin de içinde bir oğlun varsa çok değildir
Ey mavi gök! Ey yağız yer bilesin ki
Yüreğimiz kabına sığmamakta
Örsle çekiç arasında yoğrulduk
Hıncımız derya gibi kabarmakta" |
|
|
|
|
Ac_tivist
HaGayret

Kayıt: 16 Ekm 2006
Üye No: 21
Mesajlar: 5084
G. Mesaj Sayısı: 6.53
|
Tarih: 27/Ekim/2006 Cum, 2:20
Mesaj konusu : |

|
|
Resulullah efendimiz hicret sırasında Ümmü Ma'bedin çadırına ulaştığında, müşrikler ne tarafa gittiğini bilemediler. O gün Ebu Kubeys dağının üzerinden bir ses işitdiler. Bazı beytler okudu. Fakat sesin sahibini göremiyorlardı. O beytlerde şöyle diyordu:
Allahü teâlâ onlara bol iyilikler versin,
Çadırına vardılar, Ümmi Ma'bedin!
İkisi hicret ettiler, Hak olan emr ile,
Muhakkak felaha erer, arkadaşı Muhammedin "aleyhisselam"!
Bu beytleri işitince Mekkeli müşrikler Resulullahın Medine tarafına gitmiş olduğunu anladılar.
Allah'ın dilemesiyle cevap verdi
Üç kişi gelip, birisi, "Hazret-i İsa ölüyü diriltirdi, senden sadır olduğu bilinmiyor" dedikte, Resulullah, uzak yerden Hazret-i Ali'yi çağırıp, Cebrail aleyhisselam seslerini ulaştırdı. Hemen geldi.
Yahudi alimlerinden Yusuf bin Ka'b'ın kabrine bunlarla beraber gitti. "Buna seslen, Allah'ın emriyle sana cevab verir" buyurdu. Üç kere çağırdı. Herbirinde kabir birer parça yarılıp, üçüncüde "Allah'ın izniyle kalk" dedikte, kabirden bir ihtiyar çıktı. Başından yüzünden tozlarını silkip, "Ben Yusuf bin Ka'b'ım ki, Yemen padişahı olan Tübbe' buraya geldikte, çok nasihat edip, fesaddan ve insanları öldürmekten men' etmiştim. Öleli üçyüz seneden çok oldu. Şimdi: "Kalk ahır zaman peygamberi Muhammed'i tasdik eyle! Bir gurub gelip, onu tekzib edip, ondan mu'cize isterler" diye bir ses işittim" dedikte, hazır olanlar, "Yusuf'u yine kabrine gönder" dediler. Hazret-i Ali de, bazı şeyler okudu. Yusuf kabrine girip, kabir kapandı. |
|
_________________ gider gider, nice koçyiğitler gider
Senin de içinde bir oğlun varsa çok değildir
Ey mavi gök! Ey yağız yer bilesin ki
Yüreğimiz kabına sığmamakta
Örsle çekiç arasında yoğrulduk
Hıncımız derya gibi kabarmakta" |
|
|
|
|
Ac_tivist
HaGayret

Kayıt: 16 Ekm 2006
Üye No: 21
Mesajlar: 5084
G. Mesaj Sayısı: 6.53
|
Tarih: 27/Ekim/2006 Cum, 2:20
Mesaj konusu : |

|
|
Hz.Cabir bin Abdullah, Resulullaha ziyafet için koyun kesmişti. Büyükçe olan oğlu küçük oğluna, babam koyunu nasıl boğazladı, sana göstereyim dedi. O da peki dedi. Elini ayağını bağladı, boğazlayıp, başını annesine getirdi. Kadın feryad ettikte oğlan korkusundan dama kaçtı. Kadın da peşinden gitti. Oğlan kendini damdan attı ve öldü.
Kadıncağız canına çekip sabr etti ve iki ölüyü de odaya koyup, üzerlerini örttü. Yemek pişirmeye koyuldu. Resulullah geldi. Yemek ortaya gelince, Cebrail aleyhisselam gelip, "Ya Resulullah, Allahü teâlâ sana emr eder ki, bu yemeği Cabir'in evladı ile yiyesin" dedi.
Evine gidip hazret-i Cabir'e söyledi. O da hanımına oğullarını sordu. Burada yoklar dedi. Hazret-i Cabir de Resulullah'a, burada yoklarmış dedi. Resulullah tekrar emr etti. Cabir de hanımını sıkıştırdı. Çaresiz durumu anlattı. Cabir görüp şaştı. Hanımıyla ağlaştılar.
Resulullah haberdar oldukta, Cebrail aleyhisselam gelip: "Ya Resulullah, Allahü teâlâ sana emir ediyor ki, onları çağır. Dua senden, kabulü ve diriltmesi benden buyuruyor" dedi. Resulullah dua etti. Oğlanların ikisi de dirildiler. |
|
_________________ gider gider, nice koçyiğitler gider
Senin de içinde bir oğlun varsa çok değildir
Ey mavi gök! Ey yağız yer bilesin ki
Yüreğimiz kabına sığmamakta
Örsle çekiç arasında yoğrulduk
Hıncımız derya gibi kabarmakta" |
|
|
|
|
Ac_tivist
HaGayret

Kayıt: 16 Ekm 2006
Üye No: 21
Mesajlar: 5084
G. Mesaj Sayısı: 6.53
|
Tarih: 27/Ekim/2006 Cum, 2:21
Mesaj konusu : |

|
|
Bir çeşit mucizeleri de çeşitli şekillerde su fışkırması ve çoğalmasıdır. Her defasında bir vecihle vaki oldu.
Resulullah amcası Ebu Talib'le bir sahrada iken, Ebu Talib susadı. Çok darlandı. Ey kardeşimin oğlu, çok susadım dedi. Resulullah bindiği hayvandan inip: "Susadın mı?" buyurdu. Evet dedi. Mübarek ayaklarının ökçesini toprağa vurdu. Hemen su fışkırdı. "İç, ey amcam" buyurdu.
Hudeybiye gazvesinde suyu çok az bir kuyunun yanına kondular. Asker şikayet ettikte, Resulullah bir kova su getirip, kuyuya döktürdü. Sonra okçulardan bir ok alıp, kuyuya attı. Kuyu su ile dolup, ağzıyla beraber oldu.
Bir seferde asker usuzluktan şikayet etmekle, Resulullah iki kişiyi su aramaya gönderdi. İki kırba dolusu su ile deve üstünde bir arab kadınını bulup getirdiler. Resul-i Ekrem efendimiz kırbaları açtırıp, bir kab içine bir miktar döktürdü. "Gelin, su alın!" diye seslendi.
Bütün asker kablarını ve kırbalarını doldurup, sonra kadının kırbalarını dolu olarak ve ilaveten biraz un ve hurma da verip: "İşte senin suyunu hiç azaltmadık. Bize suyu Allah verdi" buyurdu.
Resulullahın en büyük mucizesi
Resulullah efendimizin en büyük mucizesi Kur'an-ı kerimdir. Kıyamete kadar baki kalacaktır. İnsanların dilinde okunacak ve sahifelerde yazılı duracaktır. Hatta Kur'an-ı kerim bir değil binlerce mu'cizedir. Onun en kısa bir suresinde, mesela Kevser suresinde sayısız mu'cizeler vardır.
Bütün insanlar birleşseler, edebiyatçılar bir araya gelip yardımlaşsalar, bir ayet-i kerimesini söylemekten acizdirler. Kur'an-ı kerim, fesahat ve belagatta o kadar yüksektir ki, arab kabilelerinin bütün fasihleri ve beligleri onun benzerini söylemeğe güç yetiremediler. Kur'an-ı kerimin şaşırtıcı nazmı ve hayrete düşürücü üslubu arabların bütün üslub ve terkiblerinden mümtazdır.
Hiç biri ona benzemez. Arabların sözleri arasında ona benzer bir söz ne nazil olmadan önce, ne de nazil oldukdan sonra asla vaki' olmamıştır.
Resulullah bir gün Kur'an-ı kerim okuyordu. Arabların fasihlerinden olan Velid bin Mugire işitti ve rikkate geldi. Ebu Cehl onun bu halini görünce sitem etti.
Bunun üzerine Velid bin Mugire şöyle dedi: Vallahi sizden hiçbiriniz arabların sözlerini ve şiirlerini benden iyi bilmezsiniz. Muhammedin okuduğu hiç birine benzemez!
Arabların merasimlerinden birinde, arab kabileleri toplanmışlardı. Velid bin Mugire onlara Muhammed hakkında söyliyeceğiniz bir söz üzerinde birleşin. Söyledikleriniz birbirinizi yalanlamasın. Böylece arab kabilelerini Ondan soğutalım ve sakındıralım, dedi.
Bir kısmı Ona kahin diyelim dediler. Velid bin Mugire, yok vallahi o kahin değildir. Çünki, Onun sözlerinde kahinlerin sözlerindeki secie benzer bir söz yokdur, dedi. Mecnundur diyelim diye teklif ettiler.
Velid bin Mugire, o da olmaz, zira Onda hiç cünun ve vesvese yoktur. Şairdir diyelim, dediklerinde ise, ben şiirin her çeşidini gayet iyi bilirim. Onun sözleri şiire hiç benzemiyor, dedi
Sihirbaz diyelim, dediler. Velid bin Mugire, hayır sihirbaz da değildir. Çünkü onda sihirbazlar gibi üfürmek ve düğüm yapmak yoktur.
Bunun üzerine Kureyş müşrikleri bunların hiçbiri olmaz diyorsun, o halde ne diyelim, dediler. Velid bin Mugire, Muhammed karı ile koca arasını, kardeşlerin ve akrabaların arasını açan bir sihirbazdır diyelim, dedi.
Dorğluğuna kendileri bile inanmadıkları bu söz üzerinde anlaşdılar. Yol başlarına oturup, halkı bu sözle Resulullahdan soğutmağa çalışdılar. Ama nafile; güneş balçıkla sıvanamaz!
Kur'an-ı kerimin icazından biri de nazmının şamil olduğu haberlerdir. Geçmiş asırlarda ve beldelerde, geçmiş ümmetlerin vakalarını ve dinlerini bildirmesidir. Ehl-i kitabın alimleri, ömürlerini bunları araştırmak ve öğrenmek için harcamışlar ve tam olarak öğrenmemişlerdir.
Ehl-i kitab alimlerinin Resulullaha gelerek görüşüp, konuştukları ma'lumdur. Çokkere ehl-i kitab alimleri, Resulullaha süal sorarlardı ve süallerini cevablandıran ayet-i kerimeler nazil olurdu. Hepsi tasdik ederler, inkar etmeğe mecalleri kalmazdı.
Gaybı sadece Allah bilir!
Müreysi gazadan dönüşte, bir gece konakladıkları yerde büyük bir fırtına çıktı. Bu fırtına sebebiyle, Resulullahın bindiği deve kayboldu. Zeyd bin Lusayt adlı münafık, Muhammed devesinin nerede olduğunu bilmezken, Rifa'a'nın ölümünü nereden bilir dedikte, Cebrail aleyhisselam gelip, Zeyd'in sözünü ve devenin yerini bildirdi.
Resulullah: "Ben gaybı bilemem, Allah bilir. Lakin Allahü teâlâ bana o münafıkın sözünü ve devenin yerini haber verdi. İşte filan yerdedir ve yuları ağaca takılmıştır" buyurdu.
İşitenler doğru oraya koşup, deveyi buyurulan yerde, buyurulduğu şekilde bulup getirdiler. Zeyd imana geldi.
Cenab-ı Hakkın izniyle Resulullahın bir gaybdan haber verme hadisesi de şöyle oldu:
Esirlerden Cüveyriyye hatunun babası Haris bin ebi Dırar, kızını kurtarmak için birçok deve getirirken, iki deveye kıyamayıp, şehre yakın yerde sakladı. Resulullah'la buluştukta, bunları alıp, "Kızımı bana ver !"dedi.
Resulullah: "Hani, filan yerde sakladığın iki deve?" buyurunca, Haris hayran olup, "Ya Resulallah, benim onları sakladığımı Allah'tan başka bir ferd bilmezdi" deyip, kendisi, iki oğlu ve kavminden nice kimseler imana geldi.
O iki deveyi de getirip verdi. Kızı da imana geldi. Daha sonra da Resululahın hanımı olmakla şereflendi. |
|
_________________ gider gider, nice koçyiğitler gider
Senin de içinde bir oğlun varsa çok değildir
Ey mavi gök! Ey yağız yer bilesin ki
Yüreğimiz kabına sığmamakta
Örsle çekiç arasında yoğrulduk
Hıncımız derya gibi kabarmakta" |
|
|
|
|
Ac_tivist
HaGayret

Kayıt: 16 Ekm 2006
Üye No: 21
Mesajlar: 5084
G. Mesaj Sayısı: 6.53
|
Tarih: 27/Ekim/2006 Cum, 2:22
Mesaj konusu : |

|
|
Resulullah'ın mucizelerinin bir çeşiti de, mübarek parmakları arasından su akıp fışkırmasıdır. Su ile et arasında, su ile ilgi bulunmadığından, en büyük harika ve bütün peygamberlerin mucizelerinin en büyüğüdür demişlerdir.
Bu cins mucize, Resulullahdan, ekseriya seferlerde görülürdü. Çok defa görülmüştür. Herbirinde mübarek ellerini bazı su kablarına sokar, sahih kavil üzere, parmakları arasından, etle deri arasındaki yerden, Allah'ın kudreti ile, pınardan çıkar gibi su çıkıp, fışkırırdı.
Orada bulunanlar görürler, bazan seksen, bazan üçyüz, bazan binbeşyüz, Tebuk gazvesinde otuz, kırk, yahud yetmişbin kişi, kendilerine ve hayvanlarına yetecek kadar su alırlardı.
Yüzbinlerce insan olsa yine ihtiyaclarına yetişecek şekilde akardı. Lakin Müslümanların işi görüldükte, mübarek ellerini sudan dışarı çıkarır ve su kesilirdi.
* * *
Peygamber efendimizin bir çeşit mucizeleri de, hazreti İsa gibi ölüleri diriltmesidir:
Resulullah bir kimseyi imana da'vet ettikte, ölmüş kızımı diriltmedikçe imana gelmem dedi. Resulullah onunla kabristana gitti. "Ey filanca" deyip ismiyle çağırdı. Ölü, kabir içinden, buyur, emir et dedi.
Resulullah: "Dünyaya gelmek ister misin?" buyurdu. "Hayır, vallahi istemem, ya Resulallah! Ben Allah'ı anamdan ve babamdan daha iyi, ahıreti de kendime dünyadan daha hayırlı buldum" dedi. |
|
_________________ gider gider, nice koçyiğitler gider
Senin de içinde bir oğlun varsa çok değildir
Ey mavi gök! Ey yağız yer bilesin ki
Yüreğimiz kabına sığmamakta
Örsle çekiç arasında yoğrulduk
Hıncımız derya gibi kabarmakta" |
|
|
|
|
Ac_tivist
HaGayret

Kayıt: 16 Ekm 2006
Üye No: 21
Mesajlar: 5084
G. Mesaj Sayısı: 6.53
|
Tarih: 27/Ekim/2006 Cum, 2:22
Mesaj konusu : |

|
|
Ensardan bir genç vefat etti. Yanında olanlar üstünü örttü. Kör ve acuze olan annesi haberdar oldukta: "Ey Allah'ım, sen her bir şiddette, sana ve resulüne yardım için sığındığımı bilirsen, Resulullahın hürmetine bu musibeti bana yükleme" diye dua etti. Çok zaman geçmeden, Hakk'ın kudretiyle, ölü dirildi ve yüzünü açıp, oradabulunanlarla birlikte yemek yedi.
Üzülme Allah bizimledir!"
Peygamber efendimizin mucizelerinden biri de mübarek ağız suyunun şifa vermesi idi. Mesela, Resulullah efendimiz, Hazret-i Ebu Bekir'le çıkıp, bir miktar yürüyüp, mübarek ayakları şiştikte, Ebu Bekir götürüp, Mekke'ye üç mil yerde bulunan ve tepesinden deniz görünen Sevr dağında bir mağaraya vardıklarında, Hazret-i Ebu Bekir önceden girip, taş yarıklarından bazı hayvanlar Resulullaha zarar vermesin diye, karanlıkta eliyle yoklayıp, parmaklarını ve ayağını ve bir ökçesini deliklere soktu.
Resulullah girince, onun dizine yatıp uyudu. Hazret-i Ebu Bekir'in ayağını yılan sokup, şişti. Gözünden yaş damladı. Resulullah uyandı. Niçin bana haber vermedin buyurdu. Sizi uyandırmağa kıyamadım deyince, Resulullah: "Ya Rabbi, Ebu Bekir'i Cennet derecelerinde benimle birlikte bulundur" diye dua etti. Ağrıyan yerine, mübarek ağzının suyunu sürdü, hemen şifa buldu.
Yine aynı mağarada şu mucize gerçekleşti: Resulullah efendimiz orayı şereflendirince, hemen mağaranın ağzı önünde bir mugilan ağacı bitti. Örümcek de kat kat ağlar kurdu. İki yaban güvercini de gelip, yuva yapıp, yumurtladı.
Sabah olunca, müşrikler Resulullah'ı kaçırdıklarına çok üzülüp, Mekke'nin etrafını arayıp, iz ilminde mahir bir adamla gezerlerken, iz görüp, mağaraya kadar geldiler. Vallahi Muhammed bu mağarayı geçmemiştir deyince, niceleri girmek istediklerinde, bazıları, şu örümcek ağları, Muhammed dünyaya gelmeden önce kurulmuştur; mağaraya girseydi, bunlar bozulurdu deyip, ümit kesip gittiler.
Müşrikler içeri girmek istediklerinde, Hazret-i Ebu Bekir üzülüp, Resulullah: "Üzülme, muhakkak ki, Allah bizimledir" buyurdu.
O da, "Ya Resulallah, kafirler, ayakları altına baksalar, bizi görürler; ben kendim için değil, sizin için üzülüyorum. Ben ölsem, dünyadan bir kişi gitmiş olur, siz öldürülürseniz, bütün ümmet helak olur" dedikte, Resulullah: "Ey Eba Bekir, o iki kişinin üçüncüleri Allah'dır" buyurdu.
Bugün bile, Kabe'nin hareminde sürüler halinde olup, kimsenin dokunmadığı güvrecinlerin, o iki güvercinin neslinden olduğu...
Yine mağarada, hazret-i Ebu Bekir çok susadı ve Resulullaha bunu arz etti. "Mağara ağzına git, iç" buyurdu. Gittikte, baldan tatlı, miskten güzel kokulu su içip geldi.
Resulullah: "Ey Eba Bekir, sana müjde vereyim mi?" buyurunca, buyur, ya Resulallah dedi. "Allahü teâlâ, Cennet nehirlerine müvekkel olan meleğe, Firdevs Cenneti'nden bir kanal yarıp, mağaranın ağzına akıt, Ebu Bekir kulum ondan su içsin diye emretti" buyurdu.
"Ya Resulallah, benim Allah katında böyle bir mertebem var mıdır" diye arz etti. "Evet, bundan daha üstün merteben var. Beni hak peygamber gönderen Allah'a yemin ederim ki, seni sevmeyen Cennet'e giremez; yetmiş peygamber kadar ameli olsa da" buyurdu. |
|
_________________ gider gider, nice koçyiğitler gider
Senin de içinde bir oğlun varsa çok değildir
Ey mavi gök! Ey yağız yer bilesin ki
Yüreğimiz kabına sığmamakta
Örsle çekiç arasında yoğrulduk
Hıncımız derya gibi kabarmakta" |
|
|
|
|
Ac_tivist
HaGayret

Kayıt: 16 Ekm 2006
Üye No: 21
Mesajlar: 5084
G. Mesaj Sayısı: 6.53
|
Tarih: 27/Ekim/2006 Cum, 2:22
Mesaj konusu : |

|
|
Resulullah efendimiz başka yerlerde olan hadiseleri de Cenab-ı Hakkın haber vermesiyle bilirdi.
Müreysi gazadan dönüşte, bir gece konakladıkları yerde büyük bir rüzgar esti. Müslümanlar korkunca, Resulullah: "Korkmayınız! Medine'deki müşriklerin bir büyüğünün ölümü için esti" buyurdu.
"Kimdir?" dediler. "Rıfa'a bin Zeyd bin Sabit'tir" buyurdu. Medine'ye geldiklerinde gerçekten o gece, Yahudilerin ve münafıkların namlılarından Rifa'a'yı ölmüş buldular
Vefatın Merv şehrinde olacak!"
Resulullah efendimiz Allahın bildirmesiyle gelecekten de haber verirdi. Hicret sırasında Resulullah efendimiz yolda iken, Büreyde-i Eslemi, kabilesinden yetmiş kişiyle Resulullahın önüne çıktı. Resulullah onu görünce, adı ile çağırdı.
Büreyde-i Eslemi, Resulullaha siz kimsiniz diye sorunca, ben Muhammed bin Abdüllahım ve Allahü teâlânın Resulüyüm, buyurdu. Bunun üzerine Büreyde-i Eslemi hemen "Eşhedü en la ilahe illallah ve enneke abdühü ve resulühü" diyerek müsliman oldu. Yanındaki yetmiş kişi de iman etmekle şereflendiler.
Resulullah, ile beraber yola devam etdiler. Medineye bir menzil mesafede bir yerde gecelediler. Sabahleyin, Büreyde-i Eslemi: Ya Resulallah! Medineye bayraksız girmemiz olmaz diyerek, sarığını çıkarıp bir mızrağın ucuna bağladı. Resulullahın önünde tutarak yürüdü. Böylece Medineye girdiler.
Resulullah buyurdu ki: "Ey Büreyde! Benden sonra Horasan şehirlerinden Zülkarneynin kurduğu Merv şehrine gideceksin. Vefatın da orada olacaktır. Kıyamet gününde şark ehlinin önderi olacaksın"
Resulullahın buyurduğu gibi oldu. Büreyde bir savaşda Merv şehrine gitti ve orada vefat etdi. Hadis alimleri demişlerdir ki, şehirler hakkında varid olan hadis-i şeriflerden en sıhhatli hadis, Büreyde hadisidir. Büreydenin kabri, Hakim ibni Amr Gaffarinin kabrinin yanındadır.
Hakim ibni Amr Gaffari Resulullahın Eshabındandır. Merve emir ve kadi olmuşdur. Hicretin ellinci senesinde vefat etmişdir. Büreyde ise hicretin altmışıncı senesinde vefat etti. |
|
_________________ gider gider, nice koçyiğitler gider
Senin de içinde bir oğlun varsa çok değildir
Ey mavi gök! Ey yağız yer bilesin ki
Yüreğimiz kabına sığmamakta
Örsle çekiç arasında yoğrulduk
Hıncımız derya gibi kabarmakta" |
|
|
|
|
Ac_tivist
HaGayret

Kayıt: 16 Ekm 2006
Üye No: 21
Mesajlar: 5084
G. Mesaj Sayısı: 6.53
|
Tarih: 27/Ekim/2006 Cum, 2:23
Mesaj konusu : |

|
|
Ammar bin Huzeyme şöyle anlatmışdır: Evs ve Hazrec kabileleri arasında Ebu Amirden daha ziyade Resulullahı medh eden yoktu. Çünkü, yehudiler arasında çok bulunmuş ve onlardan Resulullahın sıfatlarını işitmişdi. O Peygamberin hicret edeceği yer Medinedir diye söylemişlerdi.
Ayrıca din aramak için Şama gitmişti. Orada da yehudilerden ve nasranilerden Resulullahın vasflarını, şeklini ve şemailini işitmişdi. Sonunda Medineye dönüp orada yerleşti. Daima millet-i hanif üzere olduğunu iddia ederdi. Resulullahın gönderilmesini bekledi. Nihayet Resulullaha Mekkede peygamberliği bildirilince bunu işitti. Fakat Mekkeye gitmedi. Resulullah Medineye hicret edince de Ebu Amirin içine bir hased ve nifak düştü.
Resulullahın yanına gidip, Ey Muhammed! Ne ile Peygamber oldun dedi. Din-i hanif üzere buyurunca, sen bu dine birşeyler karıştırmışsın, dedi. Resulullah bu dini apaçık ve tertemiz getirdim. Yehudi ve nasrani alimlerinin benim vasflarım hakkında sana bildirdikleri nereye gitti, buyurdu.
Ebu Amir, o sen değilsin, dedi. Resulullah, "Yalan söylüyorsun "deyince de, yalan söyleyen memleketinden sürülüp garib ölsün, dedi.
Bu sözleriyle Resulullahın Mekkeden Medineye gelmiş olmasını kast ediyordu. Bunun üzerine Resulullah, "Kim yalan söylüyorsa öyle olsun," buyurdu.
Sonra Ebu Amir Mekkeye gidip müşriklere tabi' oldu. Mekke fethedilince Taife kaçtı. Taif halkı müsliman olunca da Şama gitti. Orada vatanından sürülmüş ve yalnız bir halde, ölüp gitti. |
|
_________________ gider gider, nice koçyiğitler gider
Senin de içinde bir oğlun varsa çok değildir
Ey mavi gök! Ey yağız yer bilesin ki
Yüreğimiz kabına sığmamakta
Örsle çekiç arasında yoğrulduk
Hıncımız derya gibi kabarmakta" |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
|
|
|
Etiketler: ResuLuLLaha, veriLen, mucizeLer |
|
 |