 |
 |
|
Önceki başlık
::
Sonraki başlık |
| Yazar |
Mesaj |
mym
HaGayret

Kayıt: 15 Ekm 2006
Üye No: 5
Mesajlar: 5242
G. Mesaj Sayısı: 6.73
Konum: İstanbul
|
Tarih: 08/Ocak/2007 Pts, 10:26
Mesaj konusu : |

|
|
Eric Cantona "KRAL"..
Canını sıkan herkesle kavga etti. Hakaret edenlere uçan tekmeyle saldırdı. Haksızlığa dayanamadı, maçlardan atıldı. Ama ne olursa olsun, yeteneği ve futbol kabiliyetiyle her zaman ayakta alkışlandı. Rekorlara imza attığı ManU'da "KRAL" oldu ve başardıklarıyla da bir futbol efsanesi olmayı fazlasıyla hak etti.
Éric Daniel Pierre Cantona 24 Mayıs 1966’da Marsilya’da dünyaya geldi. Fransa Milli Takımı’nın eski yıldızı 90’lara damgasını vuran bir isim. İngiltere şampiyonlukları yaşadığı Manchester United’ta profesyonel futbol kariyerini noktalayan Cantona, iki kez de Lig ve FA Kupası dublesi yapmayı başardı. Manchester United’ın günümüzdeki gücüne büyük katkılar yapan Cantona, ManU taraftarının oylarıyla 2001’de Manchester United’da “yüzyılın futbolcusu” seçildi ve Kral olarak anılıyor.
Fransa Kariyeri
Cantona'nın ilk profesyonel kulübü Auxerre oldu, 1983’de A Takıma yükselen Cantona daha çnce 2 yıl da genç takımda top koşturdu.
1984’de askerlik yapan Cantona 2 yıl futboldan uzak kaldı ve geri döndüğünde de 2. Lig takımlarından FC Martigues’e kiralık olarak verildi. 1986’da Auxerre’e transfer olan Cantona 1. Lig’de sergilediği performansla milli takım formasını giyerek bir Horoz olmayı başardı.
1988’de U21 ile Avrupa Şampiyonu olan Cantona bu başarısının ardından rekor bir bonservis bedeliyle Marsilya takımına transfer oldu. Bir çok maçta kendine hakim olamayan ve oldukça agresif bir isim olan Cantona, Torpedo Moskova ile oynanan bir hazırlık maçında yedeğe alınınca sinirinden formasını yırtarak fırlattı.
Bu hareketinin karşılığını 1 ay ceza alarak ödeyen Cantona bu cezanın kısa süre ardından da ulusal kanalda milli takım teknik direktörüne hakaret ederek milli takımdan 1 yıl uzaklaştırıldı.
Sinirli ve agresif bir adam kişilik olan Cantona önce Bordo’ya ardından da Montpellier’e kiralandı. Montpellier’de takım arkadaşlarından biriyle kavga eden futbolcu, 6 takım arkadaşının kovulmasını istemesiyle zor günler geçirdi ancak Laurent Blanc ve Carlos Valderrama gibi isimlerin verdiği destekle takımda kaldı ve ilerleyen dönemde takıma olan borcunu sergilediği performansla göstererek Fransa Kupası’nın kazanılmasını sağladı. Gösterdiği üstün yetenekler ve hızsı sayesinde Marsilya Cantona’yı takıma geri çağırdı.
Marsilya’da da iyi futbola devam eden yıldız, Fransa Lig şampiyonluğunun kazanılmasında büyük pay sahibi olsa da sürekli olarak Başkan Bernard Tapie ile ters düşmesi sonucunda Nimes’e transfer oldu. Bir maçta verilen karara çok sinirlenerek hakeme top fırlatması sonucunda ise Fransa Futbol Federasyonu tarafından 1 ay sahalardan uzaklaştırıldı. Bu cezanın ardından yine sinirlerine hakim olamayan Cantona her bir federasyon üyesine tek tek ağır bir dille eleştirdi ve cezası da 2 aya çıkartıldı. Bu Cantona için bardağı taşıran son damla oldu ve Fransız yıldız 1991’de emekliye ayrıldığını açıkladı.
Ancak Michel Platini gibi futbol ikonlarının baskısı sayesinde Cantona futbola geri döndü ve kariyerine de İngiltere’de devam etme kararı aldı.
İngiltere Kariyeri
Şubat 1992’de esasen Sheffield Wednesday için denemelere gelen Cantona Leeds United’a katıldı ve 1991-92’de de eski ligin kazanılmasındaki en önemli faktör oldu. Cantona lig şampiyonluğu dışında ilk senesinde Charity Shield maçında Liverpool karşısında elde edilen 4-3’lük zaferde yaptığı hat-trick ile iyice yıldızlaştı.
Cantona bu başarılara rağmen 1992-93 sezonu tamamlanmadan Leeds’den ayrıldı ve takım yeni kurulan Premier League’i 17. sırada tamamladı. Kasım’da 1.2 milyon pound gibi ucuz sayılacak bir bedelle Manchester United’a geçen Cantona Leeds taraftarını da oldukça kızdırmayı başardı.
ManU yılları
United, Cantona’nın gelişine kadar oldukça dertli bir dönemden geçiyordu; gol atmakta sıkıntı yaşayan takımda Brian McClair hiç formda değildi ve yazın transfer edilen Dion Dublin’de ayağı kırıldığı için yoktu. Ancak Cantona beklenenden çok daha çabuk bir şekilde ManU’ya adapte oldu ve gelecek 2 yılda takım muhteşem bir performans sergiledi. Premier League’de şampiyon olan ManU 26 yıl aradan sonra zirvede yer almanın tadını çıkarttı ve 94’de gelen duble ile Cantona ile ManU’nun muhteşem uyumu iyice perçinlendi. 1994’de FA Kupası finalinde Chelsea karşısında alınan 4-0’lık zafere kaydettiği 2 golle büyük katkı yapan Cantona o sene PFA tarafından da “Yılın Futbolcusu” seçildi.
Ancak 25 Ocak 1995’de yaşanan bir olay Cantona’nın önlenemez çıkışına büyük bir darbe vurdu. Crystal Palace ile deplasmanda yapılan maçta Palace defans oyuncusu Richard Shaw, Cantona’nın formasını çekti ve ceza almadı buna sinirlenen Cantona’da rakibine vurdu ve kırmızı kartla oyundan atıldı. Ancak esas olay bundan sonra yaşandı ve Cantona çıkış tüneline ilerlerken bir Palace taraftarının aşağılayıcı tepkilerine daha fazla dayanamadı ve şık bir “kung-fu” tarzı tekmeyle Palace taraftarı, Matthew Simmons’a tekmeyi yapıştırdı.
Daha sonra düzenlenen basın toplantısında Cantona belkide hiçbir zaman unutulmayan en ünlü lafını söyledi, bir basın ordusu Cantona’nın konuşması için beklerken, O odaya geldi ve oturarak sakin bir şekilde tane tane, “Martılar, balıkçı teknesini takip ederken, sardalyelerin denize atılacaklarını düşünürler” dedi. Ve Cantona bu cümlesini tamamladıktan sonra oturduğu yerden kalktı ve basın toplantısını terk etti. Cantona ardından çıktığı mahkemede 2 haftalık hapis cezası aldı ve bunun karşılığında da 120 saat halk hizmeti ile cezalandırıldı. Futbol Birliği de bir sonraki Ekim’e kadar Cantona’yı futboldan men etti ve Premier League şampiyonluğu da Blackburn’ün oldu.
Cezası sona erdikten sonra herkes Cantona’nın İngiltere’den ayılacağını düşündü ama Alex Ferguson kalması için ikna etti. Yeni sezonda ManU birçok önemli ismini satarken genç takımdan oyuncular A Takıma monte edildi.
1 Ekim’de Liverpool maçıyla geri dönen Cantona üzerinde muhteşem bir baskı oluşturuldu ama Fransız futbolcu önce Nicky Butt’a bir asist yaptı ve bir de penaltıdan gol kaydetti. 8 ay futboldan uzak kalan Cantona bir süre uyum sorunu yaşadı ama zamanla kendini toparlayan futbolcu takımının Newcastle’ın 12 puan arkasından gelerek ligi kazanmasını sağladı.
Bir çok skandala imza atan ve inanılmaz goller kaydeden Cantona o sene Liverpool ile karşılaşacakları FA Kupası finalinden önce gazetecilere, “Biliyorsunu bu hayat, inişler ve çıkışlar var” dedi ve Manchester United dubleyi iki kez kazanan ilk takım oldu.
Ryan Giggs, genç David Beckham, Paul Scholes ve Gary Neville ile birlikte büyük bir uyum içinde olan Cantona Avrupa’da da başarının gelmesini sağladı. Ancak Cantona’nın Fransa Plaf Futbolu Milli Takımı’na kaptan olup, henüz 30 yaşındayken futboldan ayrılmaya karar vermesi birçoklarına göre çok erken alınmış bir karar olarak kaldı.
Cantona 2004 senesinde yaptığı bir açıklamada, “Bügün taraftarın hala adımı bağırması beni çok gururlandırıyor ama bir gün susarlarsa diye korkuyorum çünkü seviyorum. İnsan sevdiklerini kaybetmekten korkar” diyerek ManU’nun O’nun için ne kadar özel ve ayrı bir yeri olduğunu gösterdi.
Cantona 2006 yılında ise Fergosun’dan sonraki isim olabileceğinin sinyallerini “ManU’ya sadece 1. adam olarak gelirim” diyerek verdi. Oldukça renkli bir kişilik olan yıldız futbolcu, 2006 Dünya Kupası dönemimde kendisine Fransa Milli Takımı sorulduğunda verdiği cevapta, “Fransa’yı değil İngiltere’yi destekliyorum” diyerek her zaman gündeme gelecek enteresan açıklamalar yapmaya devam edeceğini de gösterdi.
Bugün Cantona, Alfredo Di Stéfano, George Best ve Ryan Giggs ile birlikte dünya futbolunun en iyi isimleri arasında gösterilir ancak bu devlerin hiç biri ne yazık ki Dünya Kupası finali oynayamamıştır.
Emekli Cantona
Cantona futbolun ardından çoğunluğu Fransız sinemasında olmak üzere bir çok filmde aktörlük yaptı ve hatta 2002’de bir de kısa film yönetti. Yer aldığı Nike reklamlarıyla futbolunu bilmeyen gençlerin de günlünde taht kuran Cantona çok sevdiği şeylerden biri olan plaj futbolu sayesinde normalde yapamadığını başardı ve ilk kez 2005’de düzenlenen FIFA Dünya Plaj Futbolu Kupası’nda hem final oynadı hem de kazandı. 2006’da ise 2. kupada Fransa’ya teknik direktörlük yaptı ve Horozlar 3. oldu.
Cantona’nın Filmleri
Le bonheur est dans le pré - 1995
Eleven Men Against Eleven - 1995
Elizabeth - 1998
Mookie - 1998
Les enfants du marais - 1999
La grande vie! - 2001
L'Outremangeur - 2003
La vie est à nous - 2005
Une belle histoire - 2005
Cantona’dan Alıntılar
“Martılar, balıkçı teknesini takip ederken, sardalyelerin denize atılacaklarını düşünürler”
“Ben çalışmam, yaşarım. Bu tip şeyleri çalışamazsınız bunları hayat size öğretir. Bunlar kitapta bulunmaz ve The Sun’ın 3. sayfasında çok Socrates okudum”
“Fransa Auxerre’i hak etmiyor. Auxerre’i İngiltere hak ediyor”
“İrlanda halkı Roy Keane’in ayaklarına kapanmalı, O’ndan iyisini bulamazlar”
“Ben Tanrı’yım”
“Birçok laf etmiş olabilirim ama ben aynı zamanda çok boş da konuşan biriyim”
“Ben belli bir takıma karşı oynamam, ben yenilme olayına karşı oynarım”
Cantona’ya
“Bugüne kadar içtiğim bütün şampanyaları sadece O’nun yanında oynamak için verirdim” George Best.
“Kimin Pele’ye ihtiyacı var Cantona sizde olduktan sonra?!” Martin Tyler |
|
_________________ Kendim için birşey istiyorsam namerdim Allah'ım Anneme güzel bi gelin nasip et!! Aminnnnn
 |
|
|
|
|
mym
HaGayret

Kayıt: 15 Ekm 2006
Üye No: 5
Mesajlar: 5242
G. Mesaj Sayısı: 6.73
Konum: İstanbul
|
Tarih: 08/Ocak/2007 Pts, 10:28
Mesaj konusu : |

|
|
EFSANEYE SAYGI "PUSKAS"
Yıldızların Altında köşesinin yeni konuğu "Efsaneye Saygı: Puskas" başlığı altında bir futbol efsanesi olan Macar futbolcu Ferenc Puskas. 17 Kasım 06'da hayata gözlerini yuman Puskas, profesyonel futbola henüz 12 yaşındayken başlamış.
12 yaşında okulu bırakarak profesyonel futbol hayatına başlayan, sadece Macaristan’ın değil, dünyanın yetiştirdiği en önemli oyunculardan olan Ferenc Puskas yoğun bakımda sürdürdüğü hayat mücadelesine yenik düştü ve 79 yaşında aramızdan ayrıldı. Real Madrid’in unutulmaz yıldızının hayat hikayesi ve tüm merak edilenler…
2 Nisan 1927’de Budapeşte’de dünyaya gelen Ferenc Puskas (Macarca’sıyla: Purczeld Ferenc) dünya futbolunun en önde gelen oyuncu ve antrenörleri arasında yer aldı. Puskás Öcsi (Küçük kardeş Puscas) lakabına sahip Puskas, futbol tarihçilerine göre gelmiş geçmiş en önemli oyuncular arasında.
Muhteşem kullandığı sol ayağı, bazılarına göre dünyanın en etkili şutlarının çıkış noktası olarak gösterilir.
84 kez giydiği milli formayla kaydettiği 83 gol de kendisini tarih sayfalarına yazdırmaya yeter.
1950’lerin ‘Altın Takımı’ olarak gösterilen Macaristan’a kaptanlık yapan Puscas, Real Madrid’te de Alfredo Di Stéfano ile muhteşem bir ikili oluşturmuştu.
Henüz 12 yaşında okulu bırakıp, profesyonel futbol yaşantısına başlayan Puskas’ın ilk kulübü 1943 yılında Budapesti Honvéd oldu. 1958 yılında da Real Madrid’e geçen Puskas 1959, 1960 ve 1966 yıllarında Mor Menekşelerle Avrupa şampiyonluğu yaşadı. 1960 yılındaki final o günleri yaşayanların hafızalarından silinemez. Finalde Eintracht Frankfurt’u 7-3 geçen Real’de Puskas 4, muhteşem partneri Di Stéfano da 3 gol kaydetmiş ve kupayı İspanya’ya taşımıştı.
1950’lerin ‘Muhteşem Macarları’nın da en önemli hücum silahı olan Puscas, ülkesine sayısız sevinç yaşattı. Puskas döneminde Macar milli takımı tarihinin en önemli periyodunu yaşadı. 1950-1956 yılları arasında Puskas’la çıktıkları 51 maçta 43 galibiyet alan Macarlar, 7 kez de berabere kaldılar. Puskas Macarlara dünyanın en uzun yenilmezlik serisi olan ve hala kırılamayan rekorlar arasında bulunan 32 maçlık periyodu yaşattı. Puskas 1952 yılında Helsinki’de altın madalya kazanan olimpiyat milli takımının formasını da giydi. 1954 Dünya Kupası’nın en önemli favorileri arasında gösterilen Macaristan kupaya 4 yıllık yenilmezlik süreciyle geldi. Bu zaman zarfında İngiltere karşısında 6-3 ve 7-1 gibi tarihi zaferler de elde edildi. Grup maçlarının sonuncusunda Batı Almanya’yı 8-3 geçen Macarlar Puskas’ı sakatlığa kurban verdi. Yoluna kaptanları olmadan devam eden ‘Muhteşem Macarlar’, sakatlıktan kurtulan Puskas’la finalde Almanlara 3-2 kaybettiler.
Politik sebeplerden dolayı 1956 yılında Macaristan’ı terk eden Puskas İspanya’ya göç etti. 1961 ve 1962 yıllarında İspanya için de dört kez mücadele eden Puskas gol kaydedemedi. Profesyonel futbol yaşantısına 1966 yılında noktayı koyan Puscas, 1981 yılında da ülkesi Macaristan’a döndü.
İspanya, Avustralya, Amerika, Kanada, Paraguay, Şili, Suudi Arabistan ve Mısır’da antrenörlük yapan Puskas, 1993 yılında da dört maç için Macaristan’ın başına geldi. Antrenörlük kariyerinin en parlak dönemini Yunanistan’da, Panathinaikos başında yaşadı.
Alzheimer hastalığına yakalanan ve yoğun bakıma alınan, burada da yaşama veda eden Puskas, tarihin en önemli Macarları arasında gösteriliyordu. 2001 yılında Macar milli takımının maçlarını yaptığı ulusal stadyumun adı onun anısına değiştirildi. Macar Futbol Federasyonu 2003 Kasım ayında kendisini son 50 yılın en iyi Macar futbolcusu seçti.
PUSKAS BU KADAR İYİ Mİ? İŞTE CEVAPLAR!..
Eylül ayından beri yaşam mücadelesi verdiği yoğun bakım ünitesinde hayata gözlerini yuman Macar efsanesi Ferenc Puskas’ın ne kadar ‘Muhteşem’ bir oyuncu ve nasıl önemli bir insan olduğuna dair açıklamalar dünya futbolunun önde gelen isimlerinden geldi. İşte ‘Muhteşem Puskas’..
Alfredo Di Stefano (Real Madridli takım arkadaşı)
Doğaüstü bir yetenekti.
Ramon Calderon (Real Madrid başkanı)
Başkanlığa geldiğimden beri yaşadığım en acı gün, tüm Real taraftarları yas tutuyor. Özellikle benim yaş gurubumdaki Real taraftarı bu kayıpla çocukluk kahramanlarını yitirmiş oldular.
Nandor Hidegkuti (Eski Macar futbolcu, milli takım arkadaşı)
Futbolda yedimci hisse sahipti. Eğer bir sorunu çözmek için 1000 yol varsa, o 1001.yi bulurdu. Hepimiz için o en iyi oyuncuydu.
Ferenc Gyurcsany (macaristan başbakanı)
20. yüzyılın en önemli Macar’ı bizleri terk etti. Ferenc Pukas öldü ama "Puskas Ocsi" efsanesi daima yaşayacak.
Art Scoczi (Macar gazeteci)
Sporda bir yerlere gelmek isteyen herkes için idoldü. Futbol tarihinin en önemli isimlerinden birisi olarak aramızdan ayrıldı, arkasında muhteşem bir efsane bıraktı. Onun gibi bir oyuncu daha gelir mi? Bilemiyorum.
Tom Finney (Efsane İngiliz oyuncu)
Ufak tefek fiziğininin altında muhteşem bir sol ayak gizliydi. Wembley’de 6-3 yenildiğimiz Macarlara daha sonra da Budapeşte’de 7-1’le boyun eğdik. Sebebi gayet açıktı.
Jimmy Hill (6-3’lük maçı canlı izlemiş)
Hayatımda bir oyunu bu kadar etkileyen oyuncu görmedim. Pasları ve golleriyle istediği anda oyunun kaderini değiştirebiliyordu. Onu izlerken nefes dahi almak çok zordu.
Olalla Maranon (Madrid’ten komşusu)
Bugünün yıldızlarıyla kıyaslanınca yaşamında fazlasıyla bizden birisi gibiydi. Mahallenin çocuklarına oynamaları için toplar getirirdi. Oldukça mütevazı bir yaşamı vardı. |
|
_________________ Kendim için birşey istiyorsam namerdim Allah'ım Anneme güzel bi gelin nasip et!! Aminnnnn
 |
|
|
|
|
mym
HaGayret

Kayıt: 15 Ekm 2006
Üye No: 5
Mesajlar: 5242
G. Mesaj Sayısı: 6.73
Konum: İstanbul
|
Tarih: 08/Ocak/2007 Pts, 10:36
Mesaj konusu : |

|
|
Gheorghe Hagi
Doğum Tarihi: 5 Şubat 1965
Boyu :1.74
Kilosu:74
Mevki:Orta sahada oynuyor.
Futbol Kariyeri:FC Constanta'da başladığı futbol yaşamına, Sportul Studentesc, Steaua Bükreş, Real Madrid (1990), Brescia Calcio (1992), FC Barcelona (1994) ve Galatasaray'da devam etti.
1990, 1994 ve 1998 Dünya Kupaları'nda, EURO 96'da ve 3 maçta 2 kırmızı kart gördüğü EURO 2000'de forma giydi. 1985-86 sezonunda Sportul'da 31 golle gol kralı oldu.
İŞTE HAYAT HİKAYESİ
İki kere göç etmek zorunda kalan bir Makedon ailesinin çocuğu olarak yoksul bir çocukluk geçirdi. Köyde doğmuş, çamurların içinde, yalınayak, at kılından bir topun peşinde koşarak futbola başlamıştı.
Romanya'nın komünist lideri Çavuşesku döneminde yıldız oldu. Ancak o devrildikten sonra yurtdışına çıkabildi. İşte İspanya'da aradığını bulamayan, Galatasaray'la UEFA Kupası'na uzanan Hagi efsanesinin kısa özeti...
Gheorghe ve Sultana Hagi'nin oğlu Iancu, yine kendileri gibi göçmen olan Chirata'yla Köstence'de tanıştı ve çiftin dördüncü çocukları 5 Şubat 1965'da dünyaya geldi. Ailenin dördüncü çocuğuna büyükbabasının ve 9 aylıkken ölen ağabeyinin ismi verildi: Ama herkes ailenin yeni bireyine Gheorghe yerine, kısaca Gica diyordu.
İLK TOPU DOMUZUN İDRAR TORBASI
Gica'nın ilk topu, dedesinin kestiği domuzun idrar torbasını yıkayıp temizledikten sonra şişirip kuruttuğu ve torununa hediye ettiği yuvarlak biçimli oyuncaktı.
Dört yaşında biraz daha ilerleme kaydetti ve büyükannesi Sultana'nın yaptığı kumaş topun peşinden koşmaya başladı. 6 yaşındayken ise Gica, annesinin kentten getirdiği ilk gerçek topuna sahip oldu.
1975 yılında antrenör Bükössi'nin himayesine giren Gica, yaşı tutmadığı için ilk resmi turnuvası için 1976 yılındaki İzciler Kulüpleri arasında Köstence'de düzenlenen çocuk turnuvasına kadar bekledi.
24 Mart 1978'de ise F.C. Köstence Kulübü'nün 97.515 No'lu kimliğine sahip oldu ve 13 yaşında resmi olarak da futbolcu olmuş oldu.
Gica artık yükselişteydi. Hem kendi takımında, hem de çocuk millilerde mucizeler yaratıyordu. Lisenin yanı sıra futbola da devam eden Gica, lise son sınıfa geldiğinde 1. lig takımları peşine düşmüşlerdi bile.
HAGİ İSMİNİN ANLAMI?
Makedonya tarihinde Hagi ismini sadece Kutsal Dağı ziyaret edenler taşıyordu. Osmanlılar'dan alınan 'Hagi' veya 'Hagiu' sözcüğü, Makedonlar'da övülmesi gereken kişi anlamına gelirdi.
Hagi'nin de atalarından biri Kutsal Dağı ziyaret ettiği için zamanla ailenin adı kaybolmuş, Hagi diye anılır olmuşlardı.
ÇAVUŞESKU AİLESİ VE HAGİ
Hagi, Romanya'da Çavuşesku ailesinin hüküm sürdüğü diktatörlük döneminde yetişti. Önce Üniversite takımı 'Universitatea Craiova' ile sözleşme imzaladı, Craiova Üniversitesi'nin İktisadi Bilimler Fakültesi'ne kaydını yaptırdı; Gençlik Bakanı ve Sportul Studentesc takımının fahri başkanı Çavuşesku'nun küçük oğlu Nicu tarafından istenince yatay geçişle Bükreş İktisadi Bilimler Akademisi'ne geçti.
Sonra devreye Steaua Bükreş takımı girdi ve Hagi'yi almak için atağa geçti. Çavuşesku'nun kardeşi General İlie'nin araya girmesiyle Hagi, sivil personel olarak orduya, bir başka deyişle Steaua Bükreş'e transfer edildi ve efsane Steaua Bükreş'te şekillenmeye başladı.
İLK MİLLİ MAÇ, LUCESCU VE İSTANBUL
1983'ün başında Milli takım antrenörü Mircea Lucescu, Hagi'yi kampa çağırdı ve Romanya Milli takımıyla 29 Ocak'ta dostluk maçı için ilk kez İstanbul'a geldi. Yıllar sonra Lucescu'yla İstanbul'da buluşacağını bilmeden maçı yedek kulubesinden izledi.
BARCELONA ONA YARAMADI
Hagi'nin sivil personel olarak orduya yani Steaua Bükreş takımına geçmesinden sonra profesyonel anlamda ikinci durağı Real Madrid oldu. 1990'da demokrasinin de gelişiyle yurt dışından teklifler almaya başlayacağından emindi. Avrupa'nın pek çok dev takımını peşinden koşturan Hagi, sonuçta Real Madrid formasını giyme kararı aldı.
94 sonrası Hagi'ye bu kez Johann Cruyff'un Barcelona'sı talip oldu. Anlaşma yapıldı ama Hagi'nin işi hiç de kolay değildi. Katalan takımında yabancı futbolcu konumunda Stoickov, Romario ve Ronald Koeman'la yarışması gerekecekti. Hagi'nin Barcelona günleri kariyeri açısından pek de iyi geçmedi ve 1996 yılının Mayıs ayında Hagi, Barcelona'daki son maçına çıktı.
YA MEKSİKA, YA TÜRKİYE
Barcelona macerasından sonra bir süre dinlenmek isteyen Hagi, 31 yaşına gelmiş olmasına karşın Avrupa'nın köklü kulüplerinden birinde forma giymekti.
Menajeri Becali, Hagi'ye "Meksika'da oynamak ister misin?" diye sorduğunda önce büyük bir hayal kırıklığı yaşadı, daha sonra ise Türkiye'den bir takımın, Galatasaray'ın teklifini kabul etmeye karar verdi ve sarı-kırmızılı takımla 3 yıllık sözleşme imzaladı.
VE GALATASARAY YILLARI
Galatasaray takımının Hagi'nin futbol kariyerinde yadsınamayacak bir katkısı var.Hagi de Galatasaray'ın kariyerinin ilerlemesi konusunda önemli adımlar atılmasını sağladı. Galatasaray'da 4 Lig şampiyonluğu, pek çok kupa ve UEFA Kupası şampiyonluğu yaşayan Hagi Türk futboluna çok şey kazandırmıştır.Teşekurler Hagi...... |
|
_________________ Kendim için birşey istiyorsam namerdim Allah'ım Anneme güzel bi gelin nasip et!! Aminnnnn
 |
|
|
|
|
crazy_18
Yeni Üye

Kayıt: 26 Arl 2006
Üye No: 227
Mesajlar: 53
G. Mesaj Sayısı: 0.07
Konum: Denizli
Meslek: İşletme
|
Tarih: 09/Ocak/2007 Sal, 10:11
Mesaj konusu : |

|
|
teşekkürler paylsaım için |
|
_________________
|
|
|
|
|
gzm1905
HaGayret

Kayıt: 16 Ekm 2006
Üye No: 27
Mesajlar: 6545
G. Mesaj Sayısı: 8.41
Konum: İzmir
|
Tarih: 11/Ocak/2007 Prş, 12:00
Mesaj konusu : |

|
|
|
|
_________________ yavşaktan adam olur mu?
olmaaaz...
yavşak hep yavşaktır neticesinde malum hayvan üç kuruş beyni var
SANIRIM SIRADANIM... benim için hiç olanlar,sENİN için İDEAL! |
|
|
|
|
gzm1905
HaGayret

Kayıt: 16 Ekm 2006
Üye No: 27
Mesajlar: 6545
G. Mesaj Sayısı: 8.41
Konum: İzmir
|
Tarih: 11/Ocak/2007 Prş, 12:09
Mesaj konusu : |

|
|
|
|
_________________ yavşaktan adam olur mu?
olmaaaz...
yavşak hep yavşaktır neticesinde malum hayvan üç kuruş beyni var
SANIRIM SIRADANIM... benim için hiç olanlar,sENİN için İDEAL! |
|
|
|
|
gzm1905
HaGayret

Kayıt: 16 Ekm 2006
Üye No: 27
Mesajlar: 6545
G. Mesaj Sayısı: 8.41
Konum: İzmir
|
Tarih: 11/Ocak/2007 Prş, 12:11
Mesaj konusu : |

|
|
|
|
_________________ yavşaktan adam olur mu?
olmaaaz...
yavşak hep yavşaktır neticesinde malum hayvan üç kuruş beyni var
SANIRIM SIRADANIM... benim için hiç olanlar,sENİN için İDEAL! |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
|
|
|
Etiketler: youtube, eurl, ronaldinho |
|
 |