Hagayret.Net Forum Ana Sayfa » Genel» Sağlık

Sayfa Önceki  1, 2, 3 ... 13, 14, 15 | Tümü 

Dahiliye



Yeni başlık gönder  Başlığa cevap gönder
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
bydublor
O Şimdi ASKER!
O Şimdi ASKER!



   Kayıt: 15 Ekm 2006
   Üye No: 9
   Mesajlar: 17831
   G. Mesaj Sayısı: 23.22
   Konum: Yurt Dışı
   Meslek: Bahçe Düzenleme
   
Tarih: 13/Kasım/2006 Pts, 12:33
MesajMesaj konusu : 

Alıntıyla Cevap Gönder


SİROZ



SİROZ


Siroz karaciğerin kronik bir hastalığıdır. Çeşitli nedenlerden kaynaklanabilir, ama hücre temelindeki oluşum süreci hep aynıdır. Sirozda yineleyen hücre ölümü, halka biçiminde bağdoku artışı ve yumrular biçiminde doku yenilenmesi görülür. Belirtileri ise kapı toplardamarı sisteminde (portal) kan basıncı yükselmesi ve ilerleyici karaciğer yetmezliğidir.

NEDENLERİ

Karaciğer sirozunun kalıtsal yatkınlık dışındaki en önemli nedenleri, viral hepatit geçirmiş olmak ve alkolizmdir. Birçok siroz olgusunda ise hastanın öyküsünde alkolizme ya da sarılığa rastlanmaz. Kriptogenetik (nedeni bilinmeyen) siroz adı verilen bu olguların bazısında hastanın sanlıksız bir viral hepatit geçirmiş olabileceği düşünülür. (Omeğin karaciğer iltihabı sonrasında gelişen siroza özgü büyük yumrıılar görülebilir.) Karaciğerde demir birikmesi (hemokromatoz) ve kronik konjestif kalp yetmezliği de siroza neden olabilir.
Karaciğer sirozu birçok nedene bağlı olabilirse de oluşum süreci değişmez. Bir dış etken yapısal bir işlev azalmasının ya da henüz tam aydınlatılmamış olan kalıtsal bir yatkınlığın bulunduğu karaciğerde (belki de antikor yapısındaki) bir mekanizmayı harekete geçirir. Daha sonra kendi kendine işlemeyi sürdürebilen bu mekanizma sirozu başlatan bir tetik gibi işlev görür. Bir başka bir deyişle karaciğer, hastalığın nedeni kendi hücreleriymiş gibi davranmaya başlar. Karaciğer hücresine zarar veren herhangi bir etken karşısında bağdoku yalnızca ölen hücrelerin yerini almakla kalmaz; karaciğer hücreleri de işlevsel bir lobcuk oluşturacak katmanlar biçiminde yenilenmez. Tam tersine, karaciğer dokusunun aralan aşın bağdokuyla dolar ve bunun sonucunda lobcuğu parçalara ayıran yalancı lobcuklar oluşur. Böylece hücre yenilenmesi amaçsız ve yaygın bir yumnı oluşumuna dönüşür. Aşırı çoğalan bağdoku daha sonra büzülerek yakınındaki hücre ve damarlan sıkıştınr ve organda oksijen yetersizliğine neden olur. Karaciğer sirozunda görülen sirıüzoit ağ (ince damar işlevi gören bonıcuklar) azalması hastalığın ileri evrelerinde şiddetlenerek dolaşımı durdurabilir. Böylece başka hücrelerin de ölmesiyle tamamlanan döngü, bir kez daha başlayıp yayılmaya hazır hale gelir. Bazı uzmanlann iyi huylu bir tümör hastalığı olarak nitelemesine yol açacak kadar aşın bir üreme gösteren siroz hücreleri organdaki besleyici maddeleri tüketir. Asalak gibi öteki karaciğer hücrelerinden beslenen siroz hücreleri artık hastalığın ve hücre ölümünün nedeni olmuştur.
Sirozun en az bilinen yanı aşın bağdoku üretimidir. Bu olay zehirlenme ya da bağışıklık tepkisine bağlı olarak retiküloendotelyal sistem etkinliğinin artmasından kaynaklanabilir. Herhangi bir nedenle zedelenen ya da ölen karaciğer hücresi bağışıklık sistemi tarafından "yabancı" olarak tanınır ve sistemin antikor oluşturarak yanıt vermesine yol açar (kandaki belirgin gammaglobulin artışı buna bağlıdır). Karaciğer hücrelerindeki antijen-antikor tepkisi hücre ölümüyle sonuçlanır ve böylece retiküloendotelyal sistemin ııyarılmasıyla aşırı miktarda üretilen bağdoku karaciğer hücrelerinin yerini alır.
Viral hepatit, alkol gibi bir dış etkenin neden yalnızca bazı insanlarda karaciğer hücrelerini vücuda "yabancı" kıldığı sorusuna henüz doyurucu bir yanıt getirilememiştir. Ama yanıtın alerji ya da özbağışıklık süreçlerinde olmadığı söylenebilir.

SİROZLU KARACİĞERİN DURUMU

Yukarıda sözü edilen siroz tiplerinin (alkolik, doku ölümü sonrası, safra sistemi kökenli) her birine özgü belirli anatomik ve patolojik değişildikler vardır. Ama bazı temel özellilder bunlann hepsinde, özellikle de karaciğer kökenli siroz olgulannda görülür. Alkole bağlı sirozda karaciğer önce büyür, hastalığın son evresindeyse küçülür. Yüzeyi ince pürtüklü yapıdadır. Doku ölümü sonrasında gelişen sirozda ise karaciğer büyüyebilir ya da büyümeyebilir; yüzeyi her zaman düzensiz ve kaba pürtüklüdür.
Biyopsiyle alınan ömeğin mikroskopla incelenmesi tipik siroz bulgularını ortaya koyar. Karaciğer tam bir yapısal düzensizlik içindedir. Sağlıklı organdaki düzenli karaciğer lobcukları artık tümüyle ya da hemen hemen yok olmuştur. Asıl işlevi karaciğerin destek sistemini oluşturmak olan bağdoku bölmeleri (septum) tam bir dağınıklık içinde her yana doğru gelişmiştir. Damarlar daha da düzensizdir. Her yerde eşmerkezli olarak yerleşmiş hücre kümeleıi görülür. Bunlar sağlıklı lobculdara benzemekle birlikte merkezlerinde bir toplardamar yoktur ve dağılımlan düzensizdir. Yumru biçimindeki bu oluşumlara yalancı lobcuk denir.
Gerek bağdoku oluşumu, gerekse yalancı lobcuk oluşumu yıkıma uğrayan karaciğer hücrelerinin yeni hücre üretme ve çoğalma yoluyla giriştiği onarım çabasını temsil eder. Ama yeni hücre üretimi aşırı miktardadır ve dağılımı düzensizdir.

BELİRTİLERİ

Başlangıçta hastamn yakınmaları çok azdır ve belirtiler yalnızca bu hastalığa özgü değildir. İştahsızlık, çabuk yorulma, bulantı, sindirim bozukluklan, bağırsak işlevlerinde düzensizlik (kabızlık), midede ağırlık duygusu, yağlı besinleri sindirememe, aşırı gaz, ayaldarda ödem, hafif ateş gibi bu belirtilerin çoğu sirozdan başka hastalıldarda da görülür. Bunlar aşırı alkol alımı ya da safra yolları hastalıklanyla eşzamanlı olarak ortaya çıkan bir mide-onikiparmakbağırsağı iltihabmdan da kaynaldanabilir. Ayrıca bu. belirtiler kronik hepatit belirtileri-ne çok benzer. Siroz çeşitli hastalıkların sonunda gelişebildiğinden gerçekte birçok geçiş tablosu vardır ve bazen tanı biyopsiyle bile kesinleştirilemez.
Hastalığın ileri evresine dekompanse siroz adı verilir. Bu dönemde iştahsızlık tam bir iştah kaybına döntişür. Hasta halsizdir ve sürekli zayıflar, çünkil genellikle dokularda su tutulmaz. Cinsel istek gittikçe azalır ve sonunda cinsel iktidarsızlık ortaya çıkar. Ozellikle sabahları ve aç karnına olmak üzere bulantı ve kusma görülür. Bağırsaklarda aşırı gaz birikınesi en ağır ve kesin belirtinin ortaya çıkmak üzere olduğunu gösterir. Hasta geceleri gündüzden daha çok idrar çıkarır ve sonunda en ağır belini olan assit (karın boşluğunda sıvı birikmesi) ortaya çıkar.

KARINDA SIVI BİRİKMESİ (ASİT)

Hasta bir yandan karnının rahatsızlık verecek biçimde şiştiğini, bir yandan da günlük idrar miktarının azaldığını ve idrar renginin koyulaştığını fark eder. Karın gittikçe gerilir; derinin ulaşabileceği en yüksek gerginlik düzeyine ulaşır. Hasta oldukça garip bir görünüm alır. Karındaki şişkinlik ve gerginlikle birlikte solunum güçlüğü ortaya çıkar. Biriken sıvı diyaframa baskı yaparak hareketlerini smırlar ve solunumu çok güçleştirir. Assit gelişimiyle birlikte kanda albümin düzeyi düşer, aldosteron salgısı
artar ve özellikle kapı toplardamarı sisteminde kan basıncı yükselir.
Kapı toplardamarı sisteminde tansiyonun yükselmesi siroza doğru giden bir karaciğerde olanların incelenmesiyle açıklanabilir.

KAPI TOPLARDAMARI SİSTEMİNDE KAN
BASINCI YÜKSEKLİĞİ (Portal Hipertansiyon)

Yeni oluşan bağdoku ve özellikle de çok miktarda yalancı lobcuk kümelenmesi karaciğer dolaşımının bir bölümünü yıkıma uğratır; bir bölümünde de baskı ve boğulmaya yol açar. Bu durum karaciğer toplardamarlarının lobcuk içi küçük dallarında, yani toplardamarların doğduğu yerlerde daha belirgindir. Bu damarların görevi karaciğerden çıkan kanı toplamaktır. Bunların bazısının bile kapanması doğal olarak karaciğer içi kan akışında belirgin zorluğa yol açar ve karaciğerde kan göllenmeye başlar.
Kapı toplardamarı bağırsaklardan ve dalaktan gelen bütün kanı karaciğere geçiren ana damardır ve taşıdığı kanın karaciğere girmesi de karaciğerde dolaşım koşullarının böyle kötüleşmesi durumunda zorlaşır. Kanın karşısındaki direnç arttıkça, onu yenmek için gereken güç de artar ve böylece kapı toplardaman sisteminde kan basıncı yükselir. Yapılan ölçümler kapı toplardamarında basıncın normalde 20 cm su basıncından az olması gerekirken, sirozlularda 25-60 cm su basıncına kadar yükseldiğini göstermiştir.
Yan dolaşım gelişmesi - Sirozun çok ağır bir belirtisi de kapı toplardamannda kan basıncı yükselmesine bağlı olarak bir yan dolaşımın ortaya çıkmasıdır. Yan dolaşım yemek borusu düzeyinde toplardamarlarda varis oluşumu biçiminde ortaya çıkar ve hastanın yaşamını tehlikeye soktuğundan ayrıca tedavi edilmesi gerekir.
Kapı toplardamarı kanının karaciğere zor akması ve damarda basmcın yükselmesi sonucunda kan daha kolay akabildiği yeni yollara yönelmeye başlar. Buraya kadar kötü bir durum yoktur; tam tersine bu gelişmenin pratik bir yararı da vardır. Vücudun kendiliğinden aldığı bu acil önlemden sonra, karaciğerdeki kan göllenmesi biraz hafifler. Ama bir de komplikasyonu vardır: Kanın bulduğu yeni akış yollarından biri, kapı toplardamarına akan mide koroner (taç) toplardamarıdır. Kan bu yoldan yemek borusu toplardamarlarına ve daha sonra üst anatoplardamara yönelir.
Yemek borusu toplardamarları zayıf damarlardır. Bazen yeni kan kütlesinin yarattığı yüksek basınea dayanamazlar. Duvarları daha da zayıflar ve genellikle bacaklardakilere benzeyen varisler oluşur. Bu varisler yemek borusu boşluğuna doğru büyüdüğünden büyük ve sert bir lokma ya da mukoza örtüsünü sindirerek yıkıma uğratan ülser gibi bir etken varisleıin yırtılmasına neden olur. Sirozun dengelenebildiği (kompanse) evresi bu noktada aşılır ve hastada tehlikeli bir iç kanama başlar. Kanama dursa da sorun bitmez, çünkü vücut artık sirozu düzenleyici etki gösteremez (dekompanse siroz) ve aşırı kansızlık hastada temel bir tedavi sorunu yaratır. Yemek borusu varisleri radyolojik incelemeyle belirlenebilir. Yan dolaşım gelişmesi yemek borusu varisleri dışında basur ve yüzeysel karın toplardamarlarının genişlemesine de yol açabilir.
Dalak büyümesi - Kapı toplardamarında yüksek tansiyon genellikle dalağm büyümesirıe yol açar. Büyüyen dalak kemik iliğinin etkinliğini kısıtlar; alyuvar, akyuvar ve trombositlerin üretimini engeller. Kemik iliğinde alyuvar yapımının azalması alyuvar üretimini uyaran folik asit yetersizliği ve aşırı alyuvar yıkımıyla da birleşince hastada kansızlık ve vücut direncinde genel bir zayıflama ortaya çıkar. Bu durumda hastanın olası bir kanamaya dayanabilmesi zordur. Akyuvarların azalması,mikroplann saldınsı karşısında vücut savunmasının yetersiz kalmasına yol açar. Sirozlu hasta bakterilere karşı daha dirençsizdir ve her türlü enfeksiyondan çok kolay etkilenir, Trombositler kanın pıhtılaşmasında önemli rol oynadığından bunlann azalması, kanama eğilimini artınr. Sirozlularda sık görülen kanama, trombositlerden başka gene pıhtılaşmada etkisi olan protrombin, fibrinojen, faktör V, Vİİ, X gibi maddelerin eksikliğine de bağlıdır. Bu maddelerin üretiminde karaciğerin etkinliği önemlidir.
Kandaki bu değişikliğin sonucunda hastada burun kanaması nöbetleri, diş fırçalarken, bazen de kendiliğinden dişetlerinde kanama ya da dışkıyla kan çıkarma görülür. Dışkıyla çıkan kan her zaman gözle görülmeyebilir: Kan sindirim kanalının alt bölümünden, yani basur ve düzbağırsaktan gelmiyorsa ve fazla miktarda değilse, kanamanın tek belirtisi dışkının koyu, bazen kapkara bir renk almasıdır.
İlerlemiş siroz olgularında araya giren bir enfeksiyon, uzun süreli kabızlık, varıs kanaması, karaciğere zararlı ilaçların alınması gibi bir etken gittikçe şiddetlenen bilinç bozukluğuna yol açabilir. Hastada hafif uyku hali, davranış değişikliği, ellerde titreme ve ağızda hastalığa özgü (amonyak gibi) bir koku ortaya çıkar ve sonunda koma gelişir.

SİROZLU HASTANIN GÖRÜNÜMÜ

Sirozlu hasta zayıftır ve bacaklarda daha belirgin olan bu zayıflık, assit varsa karındaki şişiik nedeniyle daha da dikkat çekicidir. Derisio't toprak renginde, normalden daha koyu, griyle kahverengi arası bir renktedir. Bazen sanlık da gelişir.
Deride sarılık gelişmese bile gözlerde her zaman san bir gölge vardır. Ozellikle yanaklar ve burun, alkoliklerdeki gibi kızarmıştır; bu bölgelerde parlak kırmızı renkte noktalar gözlenir. Aynı gelişme avuçlarda ve tabanlarda da görülür. Tipik olmamakla birlikte sık rastlanan bir belini de yüz, boyun, sırt, göğüs ve kollarda görülen ince damar 'yıldızlan'dır; örümceksi ben olarak da bilinen bu oluşumlar yaklaşık 5 mm çapında, bir merkezden yayılan küçük damar genişlemeleridir. Başta koltukaltın
dakiler olmak üzere genellilde vücut kıllan da dökülür. Bütün belirtiler iç salgı sistemi kökenli bozukluklara, yani karaciğer işlevlerinin bozulmasıyla ortaya çıkan hormonal dengesizliğe bağlıdır.

TANI

Sirozda karaciğer ele geliyorsa sertleşmiştir, ama yapısı her zaman tekdüze değildir. Yüzeyi pütürlü olduğundan düzensiz, kenarları ise net ve keskindir. Hastalann çoğunda dalak büyümüştür. Serum elektroforezi gammaglobulinleün belirgin ölçüde arttığını gösterir. Bu arada albümin-globulin oranı tersine dönmüştür. Karaciğer hücrelerinin protein bireşimleme gücünü belirlemeye yönelik test sonuçları kanda albümin, serumda psodokolinesteraz ve ayrıca pıhtılaşma faktörleri eksikliğini ortaya koyar. Karaciğer hücrelerinin salgılama etkinliği de bozulmuştur; bu nedenle kanda bilirubin düzeyi yükselir. Karacığerdeki bozukluğa ve safra göllenmesıne işaret eden enzimler genellikle çok artmamıştır.
Kesin siroz tanısı için en güvenilir yöntemler laparoskopi ve karaciğer biyopsisidir.
Yerel anestezi koşullarında yapılan laparoskopide kama sol yandan bir iğneyle girilerek hava verilir. Böylece kann duyan, altındaki organlardan uzaklaştırılarak iç organlar görüntülenir. Bu aşamada gene yerel anestezi altında karaciğer kenannın altından, sağ yanda karın duyan delinerek laparoskop aygıtı karın boşluğuna sokulur. Aydınlatma sistemi çalıştınlarak karaciğerin kenan ve yüzeyinin bir bölümü bütün aynntılarıyla görüntülenir. İğneyle karaciğerden parça alınmasını içeren karaciğer biyopsisi, laparoskopi sırasında da yapılabilir. Alınan biyopsi örneği mikroskopla incelenir.

TEDAVİ

Siroz ağır bir hastalıktır ve genel kabule göre tedavisinden çok. önlenmesine ağırlık verilmesi gerekir.
Az miktarda alkollü ickinin zararsız, düzenli olarak alınan asırı miktarlarda alkolün ise çok zararlı olduğu ke
sindir. Dolayısıyla siroza yakalanma tehlikesine karşı ilk önlem olarak alkol kısıtlanmalıdır. Bir başka önemli siroz nedeni de hepatittir. Hepatitte hekimin iyileşme dönemine ilişkin öğütleri tütulmalı ve karaciğerin tümüyle iyileşmesi için ortam sağlanmalıdır.
Sirozlu hastanm yaşaması hekimin önerilerine uymasına bağhdıır. Alkolden kesinlilde uzak durmalı, artık 'az" içme-nin yetmediğini,"hiç" içmemek gerektiğini bilmelidir. Beslenmenin temel bir önemi vardır. Karaciğer besinlerle alınan bütün maddelerin metabolizmasmda etkili olan bir organdır. Genel görüşe göre hasta dengeli beslenmeli, günde 100 gr protein (yağsız et, balık, yağsız peynir), 10 gr bitkisel ve kesinlikle kızarrnamış yağ ile 300-400 gr karbonhidrat (şeker, ekmek, hamur vb) almalıdır.
Bir başka önemli kural da olabildiğince az tuzlu yemektir. Bağırsaldarın düzenli çalışması sağlanmalı, kabızlık önlenmelidir. Kabızlık hem atılması gereken maddelerin bağırsaktan emilmesiyle karaciğeri aşırı çalışmaya zorlar, hem de sindirim kanalının dışkılama için aşın zorlanmasına yol açarak yemek borusu varislerinin birinin yırtılmasıyla sonuçlanabilir. Genel önlemler arasında ise hastanın soğuktan, aşın yorgunluktan ve enfeksiyon hastaltldan olanlarla ilişkiden kaçınması yer alır.
Sirozlu hastalarda yemek borusu yarislerini ve assiti tedaviye yönelik uygulamalar vardır. Son yıllarda, ilerlemiş siroz olgularında karaciğer nakli ameliyatına da başvurulmaktadır.

_________________
---www.hagayret.net
---Forumda Arama Yapmadan Konu Açmayınız!
---Flood Yapmak ve Saçma Yorumlar yapmak BAN sebebidir!
---Hagayret.Net verilen linkleri kendi sunucusuda bulundurmadığı gibi Uploadınıda kendi yapmamaktadır.Linkler internetten bulunup kullanıcılara sunulmaktadır.Kaldırılması istenen link yetkililere bildirildiğinde en kısa zamanda kaldırılacaktır.
Yukarı Dön
bydublor
O Şimdi ASKER!
O Şimdi ASKER!



   Kayıt: 15 Ekm 2006
   Üye No: 9
   Mesajlar: 17831
   G. Mesaj Sayısı: 23.22
   Konum: Yurt Dışı
   Meslek: Bahçe Düzenleme
   
Tarih: 13/Kasım/2006 Pts, 12:33
MesajMesaj konusu : 

Alıntıyla Cevap Gönder


SARS akut solunum yetmezliği sendromu sars




Tanımı :
SARS (Severe Acute Respiratory Syndrome) ya da halk arasında bilinen adıyla "gizemli zatürre" ; 2003 yılı başlarında Asya’da, Kuzey Amerika’da ve Avrupa’da görüldüğü bildirilen, ani başlayıp ağır seyreden, virüslerle oluşan bir solunum yolları hastalığıdır.

En sık görülen belirtileri :
38 dereceyi geçen ateş
Kuru, balgamsız öksürük
Solunum güçlüğü
Bu belirtilerin salgın olan bölgelerde yaşayan veya oraya yakın zamanda seyahat etmiş olan kişilerde görülmesi daha da anlamlıdır.


Etyoloji :
Yapılan son çalışmalara göre hastalığa yol açan mikrobun ‘Coronavirüs’ (nezle ve soğuk algınlığına da yol açan taç şeklindeki virüs grubu) ailesine ait bir virüs olduğu anlaşılmıştır.

Epidemiyoloji :
Dünya'da (yaygın olarak) ilk kez güney Çin'deki Guangdong eyaletinde ortaya çıktı.
WHO (Dünya Sağlık Örgütü) tarafından şubat 2003’ten itibaren toplanan bilgilerle tanımlandı. 9 ülkede 11 labaratuvarda tanı amaçlı çalışma yapılıyor.
Hastaların yaşları 25-70 arasında değişiyor.
15 yaş altı çocuklarda da görülmüş.
29 mart 2003’de Dr Carlo Urban Hanaoi'de (Vietnam) SARS’tan öldü.
Hastalığın sıklığı ve ölüm oranı :
Temmuz 2003 itibarıyla tüm dünyada (29 ülkede) 8435 kişide görüldüğü ve 812 kişinin de ölümüne neden olduğu bildirildi.
Ortalama % 5-10 olguda ölüm görüldü. Ölüm oranı yaş arttıkça artmaktadır. Bu oran 24 yaş altındakilerde %1, 24-44 arası yaşlarda % 6, 45-64 arası yaşlarda % 15, 65 yaş üzerindeki hastalarda % 50'dir. Solunum-kalp rahatsızlıklarının bulunması durumunda ölüm oranının daha çok artmasına yol açan bir etmendir.
Bildirilen SARS olguları için tıklayınız.
Temmuz 2003 itibarıyla bölgesel salgın olan bölgeler : Çin- Tayvan eyaleti
SARS olgularını gösteren dünya haritasını görmek için tıklayınız.


Klinik :
Kuluçka süresi 2-7 gündür. 10 güne uzayabilir. Yani virüs alındıktan yaklaşık 2 ila 7 gün sonra hastalık belirtileri ortaya çıkmaya başlar.
Bu virüs oda sıcaklığında 24 saatten fazla canlı kalabilmektedir.
Hastalık ateşle başlar. Titreme, baş ağrısı, boğaz ağrısı, burun akıntısı, halsizlik, kas ağrısı başlangıç bulguları olabilir
Ateşle beraber ishal de görülebilir.
3 ila 7 gün sonra alt solunum yolu bulguları ortaya çıkar.
Kuru öksürük, nefes darlığı, hipoksemi (kandaki oksijen oranının düşmesi) görülür.
Olguların % 10-20'sinde yapay solunuma gereksinim olmaktadır.
Akciğer filmi ateşli dönemde normaldir. Solunumsal fazda yamalı interstisyel gölge ve konsolidasyon görülür.
Bazı laboratuar bulgularında değişiklikler olur: Lenfosit azalır. Lökopeni, trombositopeni, kreatinin fosfokinaz (CPK) yüksekliği, karaciğer transaminazları (SGOT, SGPT) değerlerinde artışı görülür.
Hastalığın şiddeti hafiften ağıra kadar değişir.
%80-90 olgu 6-7 günde düzelir.
Olguların %10-20’sinde entübasyon ve mekanik ventilasyon gerekebilir.
Eşlik eden hastalığı olup 40 yaşın üzerinde olanlarda hastalık ağırlaşır.

Tanı :
Tanıda şu testler kullanılmaktadır :
Moleküler testler : PCR (polimeraz zincir reaksiyonu) ile vücut sıvılarındaki SARS-CoV genetik materyali (SARS coronavirus RNA) tesbit edilir.
Antikor testleri : ELISA ve IFAT yöntemleri ile hastalığa özgü IgM ve IgG seviyeleri ölçülür.
Hücre kültürü : SARS hastalarından alınan vücut sıvısı örneklerinde virüs saptanır.
Kan, dışkı, idrar, solunum sistemi ifrazatları ve diğer bazı vücut sıvıları tanıda kullanılır.


Bulaşma :
Hasta kişiden (öksürük, hapşırık vs yoluyla) yayılan tükürük damlacıklarının başka bir kişi tarafından solunması ile ya da üzerinde hastalık mikrobu bulunan eşyalara dokunan ellerin ağız, burun ve gözlere ???ürülmesiyle hastalık bulaşır.
SARS'ın dünyaya yayılmasında, en önemli etken uluslararası seyahatlerdir.
Temaslıların çoğunda hastalık gelişmez. Çok azında aynı hastalık gelişir.
Hastalara bakan sağlık çalışanlarında da hastalık görülmüştür.
Hastalığın bulaşması nasıl azaltılır.
Şüpheli yada hasta olanlar maske takmalıdır. Öksürürken ağzını örtmelidir.
Hasta eşyalarına ve kullanılan tıbbi aletlere dezenfeksiyon uygulanmalıdır.
Hasta ile temas edenler iyi bir el hijyeni uygulamalıdır.
Eldiven kullanılsa bile eller sabunlu su ile yıkanmalıdır.
El temiz olsa bile alkolle ovulmalıdır.
Hasta ile ilgilenen personel göz koruması, önlük, maske ugulamalı.
Hasta izole edilmelidir. Hastalık düzeldikten sonra 10 güne kadar.
Hasta naklinde hasta ve personel maske kullanmalıdır.
Hasta odalarının havası ana sisteme verilmemelidir. Kapalı kapılı ve negatif basınçlı odalar olmalıdır.
Özel bir sistem yoksa havalandırma cam açılarak yapılamalı.
Hastaların bakıldığı yer ve personel ayrılmalıdır.
Tek kullanımlık ekipman kullanılmalıdır.
10 gün için hastayla teması olup yukardaki şikayetleri başlayanlar(Hasta yakınları ve bakan sağlıkçılar) on gün işten ayrılıp toplu temastan uzak tutulmalıdır.
Hasta uçakla nakledildiyse uçuş sonrası dezenfeksiyon uygulanmalıdır. Personel el hijyenine dikkat etmeli.
Hasta materyallerini inceleyen laboratuvar personelinede tam koruma uygulamalıdır.
Hastalıklı bölgelerden uçakla gelen yolcular taranmalıdır.
Yolcular bu hastalık konusunda bilgilendirilmelidir.

Korunma :
Hastalığın bulaşmasını azaltıcı tedbirlere uyulmalıdır. Özellikle eller iyi yıkanmalıdır.
Bağışıklık sistemini güçlendirecek yiyecekler yenmelidir; özellikle C vitamininden zengin (narenciye vs) yiyecekler yenmelidir.
Hastalık olduğu bilinen bölgelere seyahat edilmemelidir.
Bağışıklık sistemini güçlendirmek için yeterince dinlenilmelidir.




Şüpheli olgular :
Sebebi bilinmeyen ateş, öksürük, nefes darlığı, solunum zorluğu, hipoksi, radyolojik pnomoni bulguları, akut solunum sıkıntısı sendromu varlığı olanlarda on gün içinde şüpheli bölgeye seyahat öyküsü bulunması veya salgın olan bölgede yaşıyor olması.
Kimler yakın temaslıdır:
Hastayla birlikte yaşayanlar.
Hastanın solunum ve vücut sıvılarıyla teması olanlar (örneğin hastayla birlikte seyahat edenler).
Hastanın bakımını üstlenen sağlık görevlileri.

Tedavi :
Şimdilik kesin tedavisi yoktur.
Tedavi kesinlikle hastanede (yataklı kurumda) ve diğer hastalardan ayrı bir bölümde yapılmalıdır.
Genel destekleyici tedavi uygulanır. Atipik pnomoni antibiotikleri, antiviral ajanlar (oseltamivir, ribavirin) steroid uygulanmıştır.
Aşağıdaki bulgular varsa hastalar hastaneden taburcu edilebilir.
Ateşsiz 48 saat.
Öksürük düzeldiyse.
Beyaz küre, trombosit, CPK, KCFT, Sodyum, CRP normale döndüyse
Akciğer filmi düzeldiyse.
Taburcu olan hastaların takibi
Günde 2 defa ateş ölçülmeli.
Hasta 7 gün evde kalmalıdır. Aşırı temastan kaçınmalı.
Bir hafta sonra labaratuvar tetkikleri tekrarlanmalı.
İmmünsüpresse ya da akciğer filmi sonuçları kötü olan hastalar daha fazla izlenmelidir.




Sık Sorulan Sorular
Türkiye'de SARS var mı ?
Henüz bildirilmiş SARS olgusu yoktur.
Türkiye'de SARS için alınmış bir tedbir var mı ?
Sağlık Bakanlığı'na bağlı Hudut Sahiller ve Sağlık Genel Müdürlüğü; havaalanları ve diğer ülke girişlerinde, hastalık belirtileri taşıyan kişilerin havaalanlarında tıbbi kontrollere alınması, gerekiyorsa hastane koşullarında araştırma yapılması konularında gerekli önlemleri almıştır.
SARS’ın semptomları nelerdir?
Ateş, kuru öksürük, nefes darlığı, solunum zorluğu.
Akciğer filminde pnomonik gölge koyuluğu.
Baş ağrısı, kas güçsüzlüğü, istah kaybı, düşkünlük, konfüzyon, rash (döküntü) ve ishal.
SARS ne kadar bulaşıcıdır?
Hastalıklı kişi ile yakın temas ile bulaşır. Hastanın sekresyonları bulaşmada önemlidir.
Hastalık yakın aile bireyleri ve sağlık personeline daha çabuk bulaşır.
Bulaşıcılığı gripten daha azdır.
SARS hastası olan birinin etrafındakilere bu hastalığı bulaştırması tehlikesi ne kadar sürer?
o Bugüne kadar gelen bilgilere göre, hasta insanların ateş ya da öksürme gibi belirtiler ortaya çıktığı zaman, hastalığı bulaştırma olasılıkları en yüksektir. Ayrıca, SARS hastalarının, semptomların başlamasından ne kadar zaman önce ya da sonra hastalığı sağlam insanlara bulaştırdıkları bilinmemektedir.
SARS’li hasta nasıl takip edilmelidir?
Hasta izole edilir.
Şüpheli hastalar tek kişilik odalara alınır.
Sağlık personeli maske, gözlük, önlük ve galoş kullanır.
SARS’ın tedavisi nedir?
Kesin tedavi ve koruyucu ilacı yok.
Antibiyotikler etkili değil.
Semptomatik tedavi uygulanır.
Gereken olgular yoğun bakıma nakledilir.
Hastalık sebebi ne zaman bulunacak?
9 ülkede 11 labaratuvar bunun için uğraşıyor.
SARS nekadar hızla yayılıyor?
Gripten daha bulaşıcıdır.
İnkübasyon süresi kısadır. İki ila yedi gün arasında değişiyor.
Uluslararası seyahatler hastalığı yayabilir.
İlk SARS nerede ve ne zaman ortaya çıktı ?
Hanoi’de 26 şubat 2003'de ateş, kuru öksürük, kas güçsüzlüğü ve boğaz ağrısı olan bir erkek hasta hastaneye yatmış. Dört gün sonra mekanik ventilasyon gerektiren ARDS (erişkin sıkıntılı solunum zorluğu) ve trombositopeni ile yoğun bakıma kabul edilmiş. Bu olgu şimdiki SARS ile aynı olan ilk (bireysel) olgudur.
Kaç adet SARS’lı olgu bildirilmiş?
1 Kasım ile 6 Temmuz 2003 tarihleri arası 8435 olgu, 812 ölüm bildirilmiş.
Kaç ülkede SARS olguları bildirildi?
Temmuz 2003 itibarıyla 29 ülke.
Yayılım Çin'de Guandong şehrinden miydi?
Kasım 2002’de Guandong’da görülen atipik pnömoninin ilişkisi araştırılıyor. Bölgesel salgın olarak ilk kez bu bölgede görüldüğü ve dünyaya da buradan yayıldığı kabul ediliyor.
Bu bir bioterörizim midir?
Böyle bir ispatlama yok.
Endişe duymalı mıyız?
Hastalık ciddidir. Seyahatle kısa sürede çeşitli ülkelere yayılabilir.
Bulaşıcılığı yüksek değildir.
Ölüm oranı düşüktür.
15 marttan beri sadece izole olgular saptanmıştır.
Seyahat etmek güvenilir midir?
WHO seyahat kısıtlaması getirmemiştir.
Ama tüm yolcular SARS semptomları konusunda uyarılmıştır.
Şikayetleri olanların seyahat etmemleri öğütlenmektedir.
Bu bir grip pandemisi olabilirmi?
SARS etkeni grip etkeninden başka bir virüstür. Bu nedenle bu bir grip pandemisi değildir. Lakin bazı grip salgınları da SARS ile karışabilmektedir.
WHO ne öneriyor?
Global çalışmalar devam ediyor.
Şüpheli olgular bildiriliyor.
Olgular izole şartlarda tedavi ediliyor.
Halk nasıl bilgilendirilir?
WHO’nun WEB sayfası ile Dünya yeterince bilgilendirilmiştir.
Olumlu gelişmeler var mı?
Vietnam’da iyi bir tıbbi bakımla belli sayıda olgu düzelmiştir. Son edinilen bilgilere göre Vietnam'da bu hastalıktan etkilenen kişi kalmadığı bildirilmiştir.
Bölgedeki ülkeler hastalık için önlem alıyor mu ?
Güneybatı Asya Ülkeler Birliği (ASEAN) devlet başkanları 29 Nisan 2003'de Tayland'ın başkenti Bangkok'ta biraraya gelmişler ve SARS'a karşı uluslararası işbirliği yapmak için daha önce ülke sağlık bakanlarının yapmış olduğu SARS mücadelesi protokolunu imzalamışlardır.


ÖZETLE ; Akut Solunum Yetmezliği Sendromu ( SARS ) :

Ani başlayıp ağır seyreden bir solunum yolu hastalığıdır.
En sık görülen belirtileri: 38 dereceyi geçen ateş , kuru, balgamsız öksürük, kas ağrısıdır.
Hastalık ateşle başlar. Titreme, baş ağrısı, boğaz ağrısı, burun akıntısı, halsizlik, kas ağrısı başlangıç bulguları olabilir. Ateşle beraber ishal de görülebilir.
Hastalığa yol açan virüs bir tür coronavirüstür (taçlı virüs).
Dünya'da ilk kez güney Çin'deki Guangdong eyaletinde ortaya çıktı.
Türkiye'de henüz bildirilmiş SARS olgusu yoktur.
Temmuz 2003 itibarıyla tüm dünyada 8435 kişide görüldü ve 812 kişinin de ölümüne neden oldu.
Hasta kişiden yayılan tükürük damlacıkları ile bulaşır. Hastalığın dünyaya yayılmasında en önemli etken uluslararası seyahatlerdir.
Hastalığın bulaşmasını azaltıcı tedbirlere uyulmalıdır. Özellikle eller iyi yıkanmalı, gerekirse mutlaka özel maske ve eldiven takmalıdır.
Bağışıklık sistemini güçlendirmek için yeterince dinlenilmeli, C vitamininden zengin yiyecekler yenmelidir.
Şimdilik kesin tedavisi yoktur. Genel destekleyici tedavi uygulanmaktadır

_________________
---www.hagayret.net
---Forumda Arama Yapmadan Konu Açmayınız!
---Flood Yapmak ve Saçma Yorumlar yapmak BAN sebebidir!
---Hagayret.Net verilen linkleri kendi sunucusuda bulundurmadığı gibi Uploadınıda kendi yapmamaktadır.Linkler internetten bulunup kullanıcılara sunulmaktadır.Kaldırılması istenen link yetkililere bildirildiğinde en kısa zamanda kaldırılacaktır.
Yukarı Dön
bydublor
O Şimdi ASKER!
O Şimdi ASKER!



   Kayıt: 15 Ekm 2006
   Üye No: 9
   Mesajlar: 17831
   G. Mesaj Sayısı: 23.22
   Konum: Yurt Dışı
   Meslek: Bahçe Düzenleme
   
Tarih: 13/Kasım/2006 Pts, 12:33
MesajMesaj konusu : 

Alıntıyla Cevap Gönder


tenya şerit bağırsak şeridi



Şerit hastalığı olarak da adlandırılabilecek olan taenia enfestasyonu parazit adı verilen küçük canlılarla meydana gelen ve genelde sindirim sistemini tutan bir durumdur. Tenyalar, az pişmiş veya çiğ et (tenya bulunan) yemekle bulaşır. Sığırlar genelde Taenia saginata bulaştırırken, domuzlar taenia solium taşıyıcısıdırlar. Tenyalar segmentli yani boğumludurlar. Her boğum yumurta üretebilme kapasitesine sahiptir.
Dünya genelinde son derece yaygın bir durumdur.

Sığır Tenyası (Taenia saginata)

Etle alınan tenya larvaları (olgunlaşmamış tenyalar) insan barsaklarında olgun hale gelebilirler ve boyları 4-6 metreye ulaşabilir.

Tenya hastalığı genelde her hangi bir belirtiye neden olmaz. Kişi kendisinde tenya olduğunu genelde dışkısında tenyaları görünce fark eder, özellikle de hareketli parçacıkları.

Nadiren karın üst bölgesinde ağrı, ishal, bulantı, kilo kaybı görülebilir. Bazen apendiks, safra kanalları ve pankreas kanalında tıkanıklığa neden olabilirler.

Dışkıda parazitin yumurta ve boğumlarının görülmesi ile tanı konur. Taenia saginata nın hareketli parçaları dışkıda görülebilir. Parazit yumurtalarını makat civarında toplayabilmek amacı ile kullanılan selofan bant yöntemi ile %85-95 hastada tanı konulabilir.

Tenya hastalığı, ilaçlarla ve genelde tek doz kullanılarak tedavi edilebilir. En çok kullanılan ilaç niclosamide etken maddeli ilaçlardır.


Domuz Tenyası (Taenia solium)

Uzunluğu yaklaşık olarak 5 metre civarındadır. Ülkemizde yaygın olmamakla birlikte dünyada çok yaygındır.

Sığır tenyasından farklı olarak beyin, kalp, göz, akciğer, cilt altı ve kaslarda kist oluşumuna neden olabilirler: Domuz tenyası bulunan yetişkinler ve çocuklar eğer yeter derecede hijyene dikkat etmezlerse, dışkılama sonrası elleri ile makattaki yumurtaları alarak yutarlar. Bu yumurtalar barsaklara ulaştığında içlerinden larvalar çıkar ve dokulara geçerek kister oluştururlar. Eğer larvalar beyne ulaşırsa epileptik ataklar (havale ?) ve diğer sinirsel problemlere neden olabilirler. Bu duruma cysticercosis adı verilir.

Diğer belirtiler sığır tenyasında olduğu gibidir.

Dışkıda yumurta ve larvaların görülmesi ile tanı konabilir. Ayrıca radyolojik incelemelerde kistler görülebilir. Cilt altındaki şişliklerden yapılan biyopsi ile de tanı konulabilir.

Tedavide tek doz niclosamide kullanılır. Kist oluşan durumlarda tedavi cerrahidir.

Balık Tenyası (Diphyllobothrium latum)

Bazı tatlı su balıkları ve som balığı Diphyllobothrium latum adı verilen tenya bulaştırabilirler. Genelde tuzlanmış, çiğ veya iyi pişmemiş balık eti ile bulaşır.

Bunların uzunlukları 3-10 metre uzunluğunda olabilir.

Bu parazitler barsağa tutunurlar.

Dişi parazit günde 1 milyondan fazla yumurta çıkarabilir.

Karın ağrısı, karın krampları, kusma, kilo kaybı ve Vitamin B12 eksikliği ve makrositer anemi gelişebilir.

Dışkıda bol miktarda bulunan yumurtaların saptanması ile tanı konur.

Tedavide tek doz niclosamide kullanılır.


Tenyalardan Korunma

Etlerin yeterli miktarda pişirilmesi tenya larvalarını parçalar. Tuvaletten sonra yeterli el yıkama ve daima uygun hijyen hastalığın yayılmasını önler

_________________
---www.hagayret.net
---Forumda Arama Yapmadan Konu Açmayınız!
---Flood Yapmak ve Saçma Yorumlar yapmak BAN sebebidir!
---Hagayret.Net verilen linkleri kendi sunucusuda bulundurmadığı gibi Uploadınıda kendi yapmamaktadır.Linkler internetten bulunup kullanıcılara sunulmaktadır.Kaldırılması istenen link yetkililere bildirildiğinde en kısa zamanda kaldırılacaktır.
Yukarı Dön
bydublor
O Şimdi ASKER!
O Şimdi ASKER!



   Kayıt: 15 Ekm 2006
   Üye No: 9
   Mesajlar: 17831
   G. Mesaj Sayısı: 23.22
   Konum: Yurt Dışı
   Meslek: Bahçe Düzenleme
   
Tarih: 13/Kasım/2006 Pts, 12:34
MesajMesaj konusu : 

Alıntıyla Cevap Gönder


YUTMA GÜÇLÜĞÜ: DİSFAJİ



Yutma güçlüğüne (Disfaji) özellikle yaşlılarda olmak üzere tüm yaş gruplarında yaygın olarak rastlanır. Disfaji terimi yemeklerin ve sıvıların ağızdan mideye geçmesi sırasında zorluk hissetmedir. Bu duruma çoğu tehlikeli olmayan ve geçici olan birçok faktör neden olabilir. Yutma güçlüğü nadiren tümör veya ilerleyici nörolojik hastalık gibi daha önemli patolojiye işaret eder. Kısa bir süre içerisinde yutma güçlüğü kendiliğinden iyileşmez ise kulak burun boğaz uzmanı tarafından değerlendirilmelidir.

Yutma işlemi nasıl olur?

İnsanlar katı yiyecekleri yemek sıvıları içmek ve vücudun ürettiği tükürük ve mukusu yutmak için günde yüzlerce kez yutma işlevini gerçekleştirirler. Yutma işlevinin dört fazı vardır:

1) Birinci faz yiyecek ve içeceklerin çiğnenerek yutmaya hazır hale getirildiği dönem.

2) Ağız fazı boyunca, dil yiyecek ve içecekleri ağızın arka bölümüne iterek yutma yanıtını başlatır.

3) Yutak fazında yiyecek ve içecekler hızlıca yutaktan yemek borusuna geçer.

4) Son faz olan yemek borusu fazında yiyecek ve içecekler yemek borusundan mideye geçer.

Birinci ve ikinci fazlar istemli kontrol altında oluşurken,üçüncü ve dördüncü fazlar kendiliğinden oluşur.

Yutma Hastalıklarının Nedenleri Nelerdir?

Yutma işlevi sırasındaki herhangi bir kesinti yutma güçlüğüne neden olabilir. Yutma güçlüğü sağlıksız dişler, uygun olmayan takma dişler veya soğuk algınlığı gibi basit nedenlere bağlı olabilir. Yutma güçlüğünün en yaygın nedenlerinden biri mideden yemek borusuna geri kaçıştır. Bu durum mide asitinin yemek borusundan yutağa doğru yukarı hareketinin sonucu oluşur. Diğer nedenler arasında felç, ilerleyici nörolojik hastalık, trakeostomi tüpü varlığı, hareketsiz ses teli, ağız, gırtlak veya yemek borusu tümörü ile baş boyun bölgesine uygulanan cerrahi operasyonlar sayılabilir.

Yutma Hastalıklarını Kim Değerlendirir ve Tedavi Eder?

Yutma güçlüğü inatçı ise ve nedeni bilinmiyor ise bir kulak burun boğaz uzmanı, söz konusu hastanın hikayesini ele alarak muayenesini yapacaktır.

Bu muayene, aynalar veya özel optik sistemle görüntüleme sağlayan endoskoplar kullanarak dilin arka bölümünün, boğaz ve larenksin incelenmesi yoluyla yapılır. Eğer gerekli ise yemek borusu, mide ve oniki parmak bağırsağı incelemesi, kulak burun boğaz uzmanı veya mide ve barsak hastalıkları uzmanı tarafından yapılır.

Bunun sonucuna göre baryumlu yemek borusu geçiş filmi ile yutma mekanizması fonksiyonlarının değerlendirilmesi gerekebilir.

Eğer özel patolojiler söz konusu ise,üst mide- barsak sistem filmi veya videofloroskopi ile beraber radyologla temasa geçilebilir. Böylece yutmanın her dört fazınında değerlendirmesi yapılır. Değişik kıvamda yiyecek ve içecekler kullanarak ve hastaya değişik pozisyonlar verdirerek, yutma yeteneğini değerlendirilebilir. Eğer yutma güçlüğü felç veya ilerleyici nörolojik hastalıklara bağlı ise nörolog tarafından değerlendirilmelidir.

Belirtiler

Yutma güçlüğünün belirtileri şunlardır.

Ağızda tükürük artışı

Yiyecek ve içeceklerin boğaza takılması hissi

Boğaz ve göğüste rahatsızlık hissi( Mideden yemek borusuna kaçış var ise - Reflu)

Boğazda yabancı cisim veya parça hissi

Uzamış veya belirgin yutma güçlüğüne bağlı yetersiz beslenme ve kilo kaybı

Yutma sırasında kolayca geçmeyen yiyecek parçaları sıvı ve tükürüğe ve bunların akciğerlere aspire edilmesine bağlı olarak gelişen öksürük ve boğulma hissi

Mümkün Olan Tedaviler:

Neden belirlenebilmişse, yutma güçlüğü tıbbi tedavi, yutma tedavisi veya cerrahi yöntemlerle tedavi edilebilir.

Bu hastalıkların birçoğu tıbbi tedavi ile tedavi edilebilir. Mide asit salgısını engelleyen ilaçlar kas gevşeticiler ve asit gidericiler var olan ilaçlardan birkaçıdır. Tedavi yutma hastalığının nedenine göre düzenlenir. Mideden yemek borusuna kaçış sıklıkla beslenme ve yaşama alışkanlıklarını değiştirerek tedavi edilebilir. Örneğin :

Hazmı kolay yiyeceklerden oluşan bir diyet ile sık aralıklarla ve az miktarlarda beslenmek

Alkol ve kafeinden uzak durmak

Kilo ve stresi azaltmak

Uyku vaktinden önceki üç saat boyunca yemek yemekten sakınmak

Geceleri yatağın başını yükseltmek.

Eğer bunlar yardımcı olmazsa yemekler arasında ve uyku vaktinden önce asit giderici kullanmak rahatlama sağlayabilir.

Birçok yutma hastalığı yutma tedavisinden yarar görebilir. Yutma kaslarının beraber çalışmasını sağlayan ve yutma refleksinin oluşmasını sağlayan sinirleri uyaran özel egzersizler yaptırılabilir.

Hastalara ayrıca yutma işleminin başarılı şekilde yapılmasına yardımcı olacak vücut ve baş pozisyonlarını öğretebilir.

Yutma güçlüğü olan hastalardan bazıları yetersiz beslenme problemi ile karşılaşırlar. Mesleki terapist beslenme teknikleri hakkında hasta ve ailesine yardımcı olabilir. Bu teknikler hastayı olabildiğince bağımsız kılar. Diyetisyen veya beslenme uzmanı hasta için gerekli olan yiyecek ve içecek miktarını ve ek besinlerin gerekli olup olmadığını belirler.

Cerrahi tedavi belirli bazı problemlerin tedavisinde kullanılır. Darlık veya yapışıklık varlığında söz konusu alanın genişletilmesi gerekli olabilir. Kasların ileri derecede kasılması varlığında ilgili kasların genişletilmesi ve hatta serbestleştirilmesi gerekli olabilir. Bu yöntem kas kesilmesi olarak adlandırılır ve kulak burun boğaz uzmanı tarafından gerçekleştirilir.

_________________
---www.hagayret.net
---Forumda Arama Yapmadan Konu Açmayınız!
---Flood Yapmak ve Saçma Yorumlar yapmak BAN sebebidir!
---Hagayret.Net verilen linkleri kendi sunucusuda bulundurmadığı gibi Uploadınıda kendi yapmamaktadır.Linkler internetten bulunup kullanıcılara sunulmaktadır.Kaldırılması istenen link yetkililere bildirildiğinde en kısa zamanda kaldırılacaktır.
Yukarı Dön
bydublor
O Şimdi ASKER!
O Şimdi ASKER!



   Kayıt: 15 Ekm 2006
   Üye No: 9
   Mesajlar: 17831
   G. Mesaj Sayısı: 23.22
   Konum: Yurt Dışı
   Meslek: Bahçe Düzenleme
   
Tarih: 13/Kasım/2006 Pts, 12:34
MesajMesaj konusu : 

Alıntıyla Cevap Gönder


Yüksek kolesterol tedavisi



Tedavide temel prensipler
Yüksek kolesterolün kontrol altına alınması ile yaşam süresinin uzadığı, kalp ve damar hastalıklarına bağlı ölümlerin azaldığı ve kalıcı sakatlıkların önlendiği kesin olarak gösterilmiştir. Kolesterol yüksekliğine ilaveten şişmanlık, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, sigara gibi diğer kardiyovasküler risk faktörlerinin tedavisi de planlanmalıdır.Tedavi 2 aşamada gerçekleştirilir:1.İlaç dışı tedavi2.İlaç tedavisi.Her hasta için tedavi farklılıklar taşır. İlaç dışı tedaviler kesinlikle ihmal edilmemelidir. İlaç tedavisi kesinlikle doktor denetiminde olmalıdır.Tedavide hedef belirlenirken LDL-kolesterol düzeyinin esas alınması tercih edilir. Hedef LDL-kolesterol düzeyi hastada kalp ve damar hastalığının olup olmadığına göre değişir.A.Kişide kalp ve damar hastalığı yoksa LDL-kolesterol düzeyinin 130 mg/dl’nin altına düşürülmesi yeterlidir.B.Kişide kalp ve damar hastalığı varsa hedef LDL-kolesterol düzeyi 100 mg/dl’nin altı olmalıdır. Yani kalp krizi geçirmişseniz, koroner arter daralmasına bağlı göğüs ağrınız varsa, koroner damar ameliyatı geçirmişseniz, koroner arterler balon ile genişletilmişse, beyine, böbreğe, bacaklara giden damarlarda kolesterol birikimi varsa hedef LDL-kolesterol düzeyi 100 mg/dl’nin altıdır.

İlaçsız tedaviler
İlaçsız tedaviler yaşam düzeninin değiştirilmesi olarak da isimlendirilir. Yüksek kolesterol tedavisinde en önemli konu ilaçsız tedavilerdir, kesinlikle ihmal edilmemelidir. İlaçsız tedavilerde yapılan ihmal kolesterol düşürmek amacı ile kullanılan ilaçların başarısını da azaltır.İlaçsız tedavilerin başında beslenme alışkanlığının değiştirilmesi gelir.
Sigara kesinlikle bırakılmalıdır. Sigara da kolesterol yüksekliği gibi bir kardiyovasküler risk faktörüdür. (Sigara ayrıca akciğer kanseri, akciğer hastalığı, beyin kanaması ve birçok kansere de zemin hazırlar.)
Hastadayüksek tansiyon varsa, yüksek tansiyon tedavisinde geçerli olan ilaç dışı tedaviler ihmal edilmemelidir. Yüksek tansiyon ve kolesterol yüksekliğinde uygulanan ilaç dışı tedaviler birbirine benzerlik gösterir. Yüksek tansiyonlu hastalarda beslenme ile alınan tuzun da azaltılması gerekir.
Şeker hastalığı kontrol altına alınmalıdır. İnsülin kullanmak gerekiyorsa kaçınılmamalıdır.Şişmanlık kesinlikle kontrol altına alınmalıdır.
Nasıl zayıflarım ?

Düzenliegzersiz HDL-kolesterolü (iyi kolesterol) yükseltir, LDL-kolesterolü (kötü kolesterol) düşürür. Hastalar düzenli egzersiz yapmayı alışkanlık haline getirmelidirler. Haftada en az 3, tercihen 5 kez, 30-45 dakika süre ile yürüyüş, koşu, yüzme, bisiklete binme gibi sporlar yapılmalıdır.
Alkol HDL-kolesterolü (iyi kolesterol) yükseltir, ancak alkolün insan sağlığı ve sosyal yaşantı üzerine çok sayıda olumsuz etkisi olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle alkol alımı kesinlikle sınırlandırılmalıdır. İzin verilen etil alkol miktarı erkeklerde günde 30 ml, kadınlarda günde 15 ml’dir.30 ml etil alkol 720 ml bira, 300 ml şarap, 60 ml 100 derece viski ve 60 ml rakıda bulunur.
Beslenme
Yüksek kolesterol tedavisinin olmazsa olmaz koşuludur. Vücut gereksinimi olan kolesterolü kendisi üretebilir bu nedenle diyetle kolesterol almaya gerek yoktur. Beslenme konusunda tedavi planı beslenme uzmanı ile birlikte yapılmalıdır.Doymuş yağlardan ve kolesterolden fakir diyet seçilmelidir. Sıvı yağlarda doymamış yağ daha fazladır, tercih edilmelidir. Genel olarak sebze, meyve ve hububat tercih edilmelidir. Kızartmalardan kaçınılmalıdır. Kırmızı et yerine beyaz eti tercih edilmelidir. Yüksek tansiyonunuz varsa tuzu azaltınız. Karaciğer, böbrek ve beyin gibi kolesterolden zengin etlerden uzak durunuz. Gıdaların yağ ve kalori içeriklerine dikkat edilmelidir; Yağı azaltılmış peynir, sütü tercih ediniz. Diyet peynir, diyet süt kullansanız bile bunları sınırlı miktarda tüketiniz. Sağlıklı Beslenme Çizelgesine bakmak için tıklayınız

Kolesterol ve fındık
Fındığın kalp sağlığı üzerine olumlu etkileri gösterilmiştir. 1998 yılında yayınlanan, 86.000 hastayı içeren, 14 yıllık takibi olan bir çalışmada haftada en az 140 gram fındık yiyenlerde kalp ve damar hastalıklarına daha az rastlanmıştır. Yapılan başka çalışmalarda da fındığın iyi kolesterolü yükselttiği ve kötü kolesterolü düşürdüğü gösterilmiştir. Fındığın fazla tüketilmesinin kilo alınmasına yol açacağı unutulmamalıdır.

Nasıl zayıflarım ?
Sağlıklı beslenme zayıflamanın temel noktasıdır. Gün içinde sık ama az miktarda yenmelidir. 1 saatte yarım kilo, 1 haftada 7 kilo, Arjantin diyeti, son şans diyeti, bilezik gibi reklamlara aldanmamak gerekir. Kısa sürede aşırı kilo vermek sorunlara yol açabilir. Su içsem yarıyor ifadesi ise doğru değildir çünkü suyun kalorisi sıfırdır.
Kilo verirken acele etmemek gerekir. Unutmayın ki bu kiloyu 2 haftada almadınız, bu nedenle 2 haftada vermeye çalışmayın. Vereceğiniz kilo haftada 1-1.5 kilogramı geçmemelidir. Bir yılda toplam vücut ağırlığınızın % 10’unu vermeniz yeterlidir. Kilo vermek için beslenme alışkanlığı değiştirilmeli ve egzersiz yapılmalıdır. Kilo vermeyi kolaylaştıran ilaçlar piyasada mevcuttur. Bu ilaçlar kesinlikle doktor kontrolünde kullanılmalıdır. Bu ilaçların kullanılması ve sağlıklı beslenme birbirini tamamlayan tedavilerdir.

Kilo vermek, verilen kiloyu geri almamaktan daha kolaydır. Zayıflamanın kolesterol, şeker hastalığı, ruhsal durum, hipertansiyon üzerine de olumlu etkisi vardır. Tekrarlayan zayıflama ve şişmanlama kalp hastalığı ve ani ölüm gibi istenmeyen sonuçlara yol açabilir.

Alışkanlıkların değiştirilmesi kilo vermenin temel çözümüdür. Herkesin mutlaka değiştirilmesi gereken ve değiştirmesi zor olmayan alışkanlıkları vardır. Bu konuda bazı ipuçları:
Gazete, kitap okurken bir şey yemeyin
Televizyon seyrederken bir şey yemeyin
Karnınız açken mutfak alışverişi yapmayın
Alışverişe çıkarken liste yapın, liste dışında yiyecek almayın
Öğün atlamayın
Sadece açken yemek yemeye çalışın
Diyetinizi bozduğunuz için suçluluk duymayın, önünüzde başka öğünler olduğunu unutmayın
Gıdaların yağ, tuz, kalori içeriğine dikkat edin
Egzersiz yapın
Açık büfe tarzı yemeklerden uzak durun
Evinize gelen misafirlere yaptığınız ikramı azaltın
İştahlı arkadaşla yemeğe oturmayın

İlaç tedavisi
Yağ metabolizması bozukluklarını düzeltmek amacı ile çeşitli ilaçlar geliştirilmiştir.1.Statinler2.Safra asidi bağlayıcı reçineler3.Nikotinik asit4.FibratlarBu ilaçlara ne zaman başlanacağı, ne kadar süre kullanılacağı ve hedef kolesterol, LDL-kolesterol, trigliserid düzeyleri kesinlikke doktor denetiminde olmalıdır.

Sık yapılan hatalar
Kolesterol düşürücü ilaç kullanırken diyeti önemsememek
Kolesterol düşürücü ilaç kullanırken diyeti önemsememek
Kolesterol düşürücü ilaç kullanırken diyeti önemsememek
İlk 3 maddenin aynı olması yanlışlık değildir, bu hataların çok sık yapıldığını vurgulamak için böyle yapılmıştır
Doktor randevusuna gitmeden birkaç gün-hafta önce diyete yapmaya başlamak
Doktor veya beslenme uzmanına danışmadan diyet değişiklikleri yapmak
Kolesterol düşürücü ilaç kullanırken şeker hastalığı, yüksek tansiyon, sigara içimi gibi diğer sorunları ihmal etmek
Komşu veya arkadaşın önerisi ile ilaç almak
İlacın bitmesi, muayeneye kısa bir zaman kalması gibi nedenlerle ilaç tedavisine kısa süreli bile olsa kesinlikle ara verilmemelidir.
Kullanılan ilacın ismini hatırlamamak ve doktora giderken ilaç kutusunu yanına almamak.
Yüksek kolesterolün çok yaygın bir hastalık olması kamuoyu ve medyanın da ilgisini çekmektedir. Gerek kamuoyu gerek medyada yüksek kolesterol konusu çok konuşulmakta ve bu konuda uzman olmayan kişilerin de fikirleri yansıtılmaktadır. Hastalar, yetkisiz ve bilgisiz kişiler tarafından eksik ve yanlış bilgilendirilebileceklerini unutmamalıdır.

Hastalara öneriler
Kolesterol düzeylerinizi kaydetmeyi alışkanlık haline getirin
Türkiye’de bilinçsiz ilaç kullanımı yaygın bir sorundur, kolesterol düşürücü ilaçlar Türkiye’de yeni kabul edilebilir, bu nedenle yanlış ilaç kullanımından kaçınınız
Emekli Sandığı, Sosyal Sigortalar Kurumu, Bağ-Kur gibi sağlık sigorta güvencesi olanlar eğer hastalıklarını belirtir bir heyet raporu alırlarsa ilaçlarına hiçbir ücret ödemezler. Bu konuda doktorları yardımcı olacaktır.
Bir seyahate giderken sağlık karnenizi, heyet raporlarınızı, ilaçlarınızı yanınıza almayı unutmayınız.
İlaçlarınızı düzenli kullanın, ilacınızı aksatmayın
Doktora giderken şahsınıza ait tüm tıbbi dökümanları (filmler, tahlil sonuçları, hastane dosyası, kullandığınız ilaçların kutusu...) mutlaka yanınıza alınız.
İlaçlarınızın sadece ismine değil dozuna da bakınız, öğreniniz ve kaydediniz

_________________
---www.hagayret.net
---Forumda Arama Yapmadan Konu Açmayınız!
---Flood Yapmak ve Saçma Yorumlar yapmak BAN sebebidir!
---Hagayret.Net verilen linkleri kendi sunucusuda bulundurmadığı gibi Uploadınıda kendi yapmamaktadır.Linkler internetten bulunup kullanıcılara sunulmaktadır.Kaldırılması istenen link yetkililere bildirildiğinde en kısa zamanda kaldırılacaktır.
Yukarı Dön
bydublor
O Şimdi ASKER!
O Şimdi ASKER!



   Kayıt: 15 Ekm 2006
   Üye No: 9
   Mesajlar: 17831
   G. Mesaj Sayısı: 23.22
   Konum: Yurt Dışı
   Meslek: Bahçe Düzenleme
   
Tarih: 13/Kasım/2006 Pts, 12:34
MesajMesaj konusu : 

Alıntıyla Cevap Gönder


yutma güçlüğü disfaji yemek borusu hastalıkları tümörleri kanserleri


Sayfa: 1/2

Yutma güçlüğüne (Disfaji) özellikle yaşlılarda olmak üzere tüm yaş gruplarında yaygın olarak rastlanır. Disfaji terimi yemeklerin ve sıvıların ağızdan mideye geçmesi sırasında zorluk hissetmeyi ifade eder. Bu duruma çoğu tehlikeli olmayan ve geçici olan birçok faktör neden olabilir. Yutma güçlüğü nadiren tümör veya ilerleyici nörolojik hastalık gibi daha önemli patolojiye işaret eder. Kısa bir süre içerisinde yutma güçlüğü kendiliğinden iyileşmez ise kulak burun boğaz uzmanı tarafından değerlendirilmelidir.

Nasıl Yutarız?

İnsanlar katı yiyecekleri yemek sıvıları içmek ve vücudun ürettiği tükürük ve mukusu yutmak için günde yüzlerce kez yutma işlevini gerçekleştirirler. Yutma işlevinin dört fazı vardır:

1) Birinci faz yiyecek ve içeceklerin çiğnenerek yutmaya hazır hale getirildiği dönem.

2) Ağız fazı boyunca, dil yiyecek ve içecekleri ağızın arka bölümüne iterek yutma yanıtını başlatır.

3) Yutak fazında yiyecek ve içecekler hızlıca yutaktan yemek borusuna geçer.

4) Son faz olan yemek borusu fazında yiyecek ve içecekler yemek borusundan mideye geçer.

Birinci ve ikinci fazlar istemli kontrol altında oluşurken,üçüncü ve dördüncü fazlar kendiliğinden oluşur.

Yutma Hastalıklarının Nedenleri Nelerdir?

Yutma işlevi sırasındaki herhangi bir kesinti yutma güçlüğüne neden olabilir. Yutma güçlüğü sağlıksız dişler, uygun olmayan takma dişler veya soğuk algınlığı gibi basit nedenlere bağlı olabilir. Yutma güçlüğünün en yaygın nedenlerinden biri mideden yemek borusuna geri kaçıştır. Bu durum mide asitinin yemek borusundan yutağa doğru yukarı hareketinin sonucu oluşur. Diğer nedenler arasında felç, ilerleyici nörolojik hastalık, trakeostomi tüpü varlığı, hareketsiz ses teli, ağız, gırtlak veya yemek borusu tümörü ile baş boyun bölgesine uygulanan cerrahi operasyonlar sayılabilir.

Yutma Hastalıklarını Kim Değerlendirir ve Tedavi Eder?

Yutma güçlüğü inatçı ise ve nedeni bilinmiyor ise bir kulak burun boğaz uzmanı, söz konusu hastanın hikayesini ele alarak muayenesini yapacaktır.

Bu muayene, aynalar veya özel optik sistemle görüntüleme sağlayan endoskoplar kullanarak dilin arka bölümünün, boğaz ve larenksin incelenmesi yoluyla yapılır. Eğer gerekli ise yemek borusu, mide ve oniki parmak bağırsağı incelemesi, kulak burun boğaz uzmanı veya mide ve barsak hastalıkları uzmanı tarafından yapılır.

Bunun sonucuna göre baryumlu yemek borusu geçiş filmi ile yutma mekanizması fonksiyonlarının değerlendirilmesi gerekebilir.

Eğer özel patolojiler söz konusu ise,üst mide- barsak sistem filmi veya videofloroskopi ile beraber radyologla temasa geçilebilir. Böylece yutmanın her dört fazınında değerlendirmesi yapılır. Değişik kıvamda yiyecek ve içecekler kullanarak ve hastaya değişik pozisyonlar verdirerek, yutma yeteneğini değerlendirilebilir. Eğer yutma güçlüğü felç veya ilerleyici nörolojik hastalıklara bağlı ise nörolog tarafından değerlendirilmelidir.

Semptomlar

Yutma güçlüğünün semptomları şunlardır.

Ağızda tükürük artışı
Yiyecek ve içeceklerin boğaza takılması hissi
Boğaz ve göğüste rahatsızlık hissi( Mideden yemek borusuna kaçış var ise - Reflu)
Boğazda yabancı cisim veya parça hissi
Uzamış veya belirgin yutma güçlüğüne bağlı yetersiz beslenme ve kilo kaybı
Yutma sırasında kolayca geçmeyen yiyecek parçaları sıvı ve tükürüğe ve bunların akciğerlere aspire edilmesine bağlı olarak gelişen öksürük ve boğulma hissi
Mümkün Olan Tedaviler:

Neden belirlenebilmişse, yutma güçlüğü tıbbi tedavi, yutma tedavisi veya cerrahi yöntemlerle tedavi edilebilir.

Bu hastalıkların birçoğu tıbbi tedavi ile tedavi edilebilir. Mide asit salgısını engelleyen ilaçlar kas gevşeticiler ve asit gidericiler var olan ilaçlardan birkaçıdır. Tedavi yutma hastalığının nedenine göre düzenlenir. Mideden yemek borusuna kaçış sıklıkla beslenme ve yaşama alışkanlıklarını değiştirerek tedavi edilebilir. Örneğin :

Hazmı kolay yiyeceklerden oluşan bir diyet ile sık aralıklarla ve az miktarlarda beslenmek
Alkol ve kafeinden uzak durmak
Kilo ve stresi azaltmak
Uyku vaktinden önceki üç saat boyunca yemek yemekten sakınmak
Geceleri yatağın başını yükseltmek.
Eğer bunlar yardımcı olmazsa yemekler arasında ve uyku vaktinden önce asit giderici kullanmak rahatlama sağlayabilir.
Birçok yutma hastalığı yutma tedavisinden yarar görebilir. Yutma kaslarının beraber çalışmasını sağlayan ve yutma refleksinin oluşmasını sağlayan sinirleri uyaran özel egzersizler yaptırılabilir.
Hastalara ayrıca yutma işleminin başarılı şekilde yapılmasına yardımcı olacak vücut ve baş pozisyonlarını öğretebilir.
Yutma güçlüğü olan hastalardan bazıları yetersiz beslenme problemi ile karşılaşırlar. Mesleki terapist beslenme teknikleri hakkında hasta ve ailesine yardımcı olabilir. Bu teknikler hastayı olabildiğince bağımsız kılar. Diyetisyen veya beslenme uzmanı hasta için gerekli olan yiyecek ve içecek miktarını ve ek besinlerin gerekli olup olmadığını belirler.

Cerrahi tedavi belirli bazı problemlerin tedavisinde kullanılır. Darlık veya yapışıklık varlığında söz konusu alanın genişletilmesi gerekli olabilir. Kasların ileri derecede kasılması varlığında ilgili kasların genişletilmesi ve hatta serbestleştirilmesi gerekli olabilir. Bu yöntem kas kesilmesi olarak adlandırılır ve kulak burun boğaz uzmanı tarafından gerçekleştirilir.

Yutma güçlüğünün birçok sebebi vardır. Eğer inatçı bir yutma güçlüğünüz varsa bir Kulak Burun Boğaz uzmanına gitmeniz gerekmektedir.
farenksten mideye kadar uzanan düz ve çizgili kastan oluşan tüp şeklinde bir organdır.Erişkinlerde uzunluğu 25cm-30cm.arasındadır.Endoskopik olarak kesici dişlerden itibaren mide ye kadar 40 cm. olarak kabul edilir.Genişliği ise 20-30mm. Olarak kabul edilir. 3 kısım da değerlendirilir.
1.Boyun
2. Göğüs
3. Karın
Kas yapısı dışta uzunlamasına seyreden tabaka, içte sirküler tabaka dan oluşur. Boyun göğüs kısmında her iki tabaka çizgili adaledir.Alt 1/3 bölümünde her iki tabaka düz adaleden oluşur. Alt özofağus sfınkter bölgesinde sirküler tabakanın yoğunlaştığı kabul edilir.
Görevi ; yutma eyleminin gerçekleşmesini sağlar.Yutma işlevi yemek borusu kas tabakası ile sinir sisteminin uyumlu çalışması ile oluşur.
Yemek borusunda dogal sfinkter bölgeleri bölgeleri vardır. Proksimal girişte ,orta bölgede , alt sfinkter bölgesidir.
Yemek borusunda motor fonksiyonlarda vardır. Bunlar Primer ve sekonder peristaltik dalgalar oluşur. Alt sfinkter bölgesi yutma refleksi sonrasında gevşer.


YEMEK BORUSU HASTALIKLARI

1. Motor Fonksiyon Bozuklukları
2. Organik Hastalıkları

Motor Fonksiyon bozuklukları
Akalazya ; yemek borusunda primer peristaltik dalganın olmayışı , alt sfınter basıncının artması ve yutma refleksine gevşeme ile yanıt verememesidir. Nedeni tam olarak bilinmiyor.Yıllık 100 000 de 1 kişide her yaşta görülebilir.
Hastalar yutma güçlüğü,yediklerinin ağzına gelmesi , kilo kaybı, ağrı gibi yakınmaları vardır.


TANI: Radyoloji Monometrik tetkik Endoskopik tetkik

TEDAVİ : ilaç Dilatasyon Myotomi (Cerrahi )

Yaygın Özofagus Spazmı;Aralıklı göğüs ağrısı,yutma güçlüğü gibi semptomlara rağmen organik lezyon olmaması ile karakterizedir.Daha çok 50 yaşından sonra ortaya çıkar ancak seyrek görülen bir hastalıktır .
Nedeni tam olarak bilinmiyor.


TEDAVİ :
Bazı ilaçlar semptomatik iyileşme sağlayabilir.
İkincil Motor Fonksiyon Bozuklukları


Yaygın sistemik hastalıkların bir çoğunda ikincil motor fonksiyon bozuklukları görülür. Bunların başlıcaları ;
Sistemik sklerozis
Kollagen hastalıklar Kas hastalıkları Merkezi sinir sistemi hastalıkları Periferik nöropati

Organik Özofagus Hastalıları

Reflü Özofajitis
Mide suyunun sıklıkla yemek borusu alt bölgesine geri dönmesi ve mukoza ile teması bu bölgede inflamasyona neden olur. Yutma güçlüğü ,ağrı ,hatta kanama ve darlığa neden olabilir.Alt sfinkter yetersizliği ve hiatal hernia gibi durumlarda mide suyu günde birkaç kez yemek borusuna dönebilir.
Özetle ;

Daha sık reflü olur Fazla miktarda reflü olur Özofagus boşalması gecikir Daha fazla irritan sıvı gelir Mukoza savunması azalır

Hiatal Hernia ;
Mide fundus ve korpusunun kısmen yemek borusu içine doğru dönmesidir.Ancak her zaman reflü ozofajit nedeni olmaz.
Semptomlar ;
Yanma Ağrı Regürjitasyon Kusma Sternum arkasında yanma tarzında şikayetler Yutma güçlüğü Kanama Solunum sistemi bulguları (kronik bronşit,tekrarlayan pnömoni,astma)

TANI:
Hasta da yukardaki semtomların varlığı Baryumlu özofagus grafisi Üst sindirim sistemi endoskopisi tercihan kullanılır, sadece özofajit değil peptik ülser ,kanser gibi bulguların varlığı araştırılabilir.Ayrıca biyopsi alınarak inflamasyonun özellikleri ortaya konur Özofagus perfüzyon testi Özofagus lümen içi Ph tayini Özofagusun radyoizotop çalışması Boya testi Monometrik teslerle tanı konur.

TEDAVİ : Fazla kilolar verilmeli Sigara içilmemeli Yağlı yiyeçekler , çikilota ,kahveden uzak durulmalı, Akşam geç saatlerde yemek yenmemelidir. İlaçlar

Barrett Sendromu;
Barrett özofagusun yassı epitel hücre yapısı ile midenin kolumnar epitelinin kesiştiği bölgenin düzeninin kaybolduğu ve kolumnar mukozanın yassı epitel içine doğru devam ettiği ve bu bölgede peptik ülser geliştiğini göstermiştir. Asid reflüksünün bunun oluşumunda önemli olduğu düşünülmektedir.
Semptomları özofajitlerle aynıdır. Bu tür oluşum olanlarda normal özofaguslulara göre kanser gelişme oranı oldukça fazladır.Bu neden ile Barrett özofagus malign lezyon olarak kabul edilir.
Bu olguların yılda bir endoskopik gözlemi ve biyopsi alınması önerilir.


Özöfagus Darlıkları;
Alkali,asid maddeler;
Yemek borusu duvarında ki patolojik oluşumlar nedeni ile lümenin daralmasıdır.Bu çoğunlukla kronik inflamasyon , ülserasyon ve netbe dokusu gelişmesi ile olur. Kanser de daima hatırlanmalıdır.Bu darlıklar bazen geçici olarak ortaya çıkar radyolojik olarak saptanır ama yutma güçlüğüne neden olmaz.
Sebebler ;
Yaygın kuvvetli alkali ve asid li maddelerin özofagus mukozasına yaptığı hasar , maddenin kuvvetine ve temas süresine göre değişir.Bazen bütün duvarı tutar hatta perforasyona neden olabilir. 3 hafta içinde daralığa kadar giden fibrozis gelişir.
Bir çok ilaç lökal inflamasyona neden olabilir.(Bakır sulfat ,E.Bromide,Potasyum Klorid, Tetrasiklin v.s.)

Gastroözofajiyal Reflü ;
Daha ziyade uzun dönem devam eden reflü ve inflamasyona bağlı fibroz doku artışı ve darlık gelişebilirse de yaşlılarda birden ortaya çıkabilir.

Semptomlar ;
Yemek borusu darlığının yegane semptomu yutma güçlüğüdür. Ktoziv madde içenlerde bulgular erken başlarken , reflü özofajitlerde uzun yıllar sonra gelişir.Yutma güçlüğü katı gıdalarda daha belirgin iken sıvı gıdalar daha kolay yutulur.
Tanı;
Rayoloji , Baryumlu özofagus pasaj grafisi ile darlığın yeri ,darlığın uzunluğu ve yapısı hakkında bilgi alınabilir.
Endoskopi , Yutma güçlüğü olan hastaya mutlaka endoskopik tetkik yapılmalı gözlem sırasında darlık,darlığığn özellikleri, gerekirse biyopsi alınması mümkündür. Endoskopik tetkik ile lezyon saptanmaması yutma güçlüğünün motor fonksiyon la ilgili olduğunu düşündürür.
Tedavi;
Tabletlerle oluşan darlılara bir kez yapılan dilatasyon yeterli olabilir.Kroziv maddelerle oluşanlarda 3 derece ye kadar darlıklar periyodik bujinaj tedavisi gerektirir. Sonuç alınamayan veya daha ileri darlıklarda cerrahi tedavi planlanır.
Peptik Özofajite Bağlı Darlıklar ;
Reflüksün sebep olduğu darlılarda esas tedavi tıbbıdir.Ödem azaltılır,spazm azaltılır ve motor fonksiyonun iyileştirilmesi sağlanabilir.
Bütün bunlara rağmen başa çıkılamazsa devamlı tıbbı tedavi düşünülebilir.Nadiren bujinaj hatta cerrahi girişim gerekebilir.

Özofagus Tümörleri;
Özofagus tümörleri iyi huylu ve kötü huylu olabilir.
İyi huylu tümörler ;
Epitel hücrelerinden menşeini alan tümörler , Mezodermal tümörler, Kistik lezyonlardır.
Epitel hücrelilerden papillom ve adenomlar oldukça seyrektir.Potansiyel malign özellik gösterebilirler.Papillomlar ağızda boğazda üst özofagusta yerleşebilirler.Çoğunlukla semptomsuzdur.
Adenom'lar alt özofagusta oluşur ,inflamasyon içerir saplı veya sapsız olabilir.
Mezodermal orijinli tümörlerin en sık görüleni leimyoma'dır. Alt özofagusda yerleşir büyüklüğüne bağlı olarak darlığı neden olabilir veya kanamaya neden olabilir.
Kist; doğuştan veya sonradan olabilir daralığa neden olabilir.
Radyolojik ve endoskopik yöntemlerle tetkik yapılabilir.endoskopik yöntem ile koterize edilebilir. Buna uygun olmayanlar da cerrahi tedavi uygulanır.
Kötü Huylu Tümörler ;
Yemek borusu tümörleri ya kendi dokusundan orijinini alır veya komşu organ tümörlerinin invazyonu ile oluşur. Primer tümörler başlıca kanserler ve sarkomlardır. 4 çeşit epitelyal tümör gelişir.
1.Yassı epitel hücreli,
2.Adenokanser,
3.Melenokanser,
4. Oatsel hücreli kanserler.

Son üçü sık görülmez. Yassı epitel hücreli ve melenokanser yemek borusunun her hangi bir yerinden orjinini alabilir.
Adenokanser ise çoğunlukla alt özofagustan menşeini alır.(Barrett send.) Yemek borusunda staz oluşturan (Akalazya) , inflamasyona neden olan reflü özofajitis ,hiatal hernia gibi oluşumlar kanserleşme riskini normalden 8 katı kadar arttırabilir.Sıklığı bölgeden bölgeye farklılık gösterir.Beslenme yetersizliği, tütün , nitrozaminler, alkol ,taninli gıdalar, çok sıcak ve baharatlı yiyecekler hazırlayıcı faktörler olabilir.
Özellikle İran ,Çin , Güney Afrika nın bir bölümü ve ülkemizin doğu bölgesinde sık görülür.
Patoloji ; 3 ana morfolojik tipi vardır. 1. polipoid ,2. Ülseröz, 3. Skiröz .
Komşuluk yoluyla kolay yayılır perforasyona ve fistülizasyona neden olabilir.
Klinik ; Yutma güçlüğü başlangıçta katı sonra sıvı gıdalarda belirgindir. Kilo kaybı ; kıs sürede gelişir. Ağrı önceleri yemek yerken sonra ise sürekli olabilir.
Muayene de omuz bölgesi gibi yakın bölgelerde lenf bezleri ,karaciğer büyüklüğü , ses kısıklığı ,horlama gibi bulgular tespit edilebilir.


TANI ;
Radyoloji Endoskopi Endoskopi + Biyopsi Ak Ciğergrafisi Bronkoskopi Bilgi Sayarlı Tomografi Tam kan , KC Fonk. Testler den yararlanılır. Tedavi ve Proğnozu Etkileyen Faktörler; Tümörün üst özofagusa yerleşmesi Tümörün adenokanser yapısında olması 5 cm daha büyük tümör olması Düzensiz ve yaygın olması Uzak yayılmanın varlığı ve hastanın ileri yaşta olması prognozu etkiler.
Tedavi ;
Cerrahi İntubasyon Laser Cerrahi by pass Radyoterapi Özellikle yassı epitel hücreli tümörler için Kemoterapi dir.

Özofagusun Diğer Hastalıkları ;
Divertiküller;
Özofagus webleri
Paterson-Kelly sendromu
Özofajiyal ring Schatki-Kramer
Özofajitler ;

Mantara bağlı özofajitler Viral özofajitler Varicelle,zoster,herpes simplex,cytomegalovirus.

Özofagusta yabancı cisim,
Özofagus perforasyon,
Kimyasal maddeler
Sıvı Alkaliler Sıvı Asidler İlaçlar;
Tetrasiklin , clindamisin, doksicilin,potasyum, ağrı kesici ilaçlar, Sitotoksik İlaçlar Radyasyon özofajitis
Granülomatöz özofajitler;
Crohn Hastalığı Sakoidoz Tüberkülöz Behçet Hastalığı.

Hiatal Hernia (Mide Fıtığı)

En sık görülen hiatal herni sliding tip herni dir ki mide özofagus içine doğru kayar. Diğeri paraözofajiyal tip herni dir daha seyrek rastlanır ancak klinik olarak daha önemlidir.
Diğer herniler ise diafragmanın zayıf noktalarından mide ve bağırsağın göğüs boşluğuna geçmesi şeklindedir.( Bochdalek , Morgagni)

Sliding Hiatal Hernia;

Özofagus,kardia ,mide aksı normal yapıda ancak kardia diafragmanın üzerindedir. Paraözofajiyal tip hernilerde kardia aşagıda kalır,mide fundusu özofagusun yanından yukarı doğru yükselir.
Özofagus içine doğru herniasyon ögürtü ve kusma esnasında geçici olarak oluşur.


Etyoloji; kesin olarak bilinmiyor kardioözofajiyal anatomik yapıda bazı yetersizliklerin olduğu düşünülmektedir.
Klinik ; Hiatal hernili olguların çoğunda semptom yoktur.Hafif semtomlar kolaylıkla kontrol edilir. Bazı olgular da semptomlar yanma , reflü , solunum sistemi bulguları , Yutma güçlüğüdür hatta perforasyon gelişebilir.


Tanı :
Sliding tip herni olanlarda çoğunlukla tanı kolaydır.Klinik olarak şikayetleri olan hastalara rayolojik , endoskopik tetkikler yapılabilir. Özellik ile endoskopi; drekt gözlem gerekirse biyopsi olanağı hatta darlık olanlarda dilatasyon olanağı sağlayabilir.
Asid perfüsyon testi , Özofagusta Ph tayini , Asid clearing test ,özofagusta manometrik çalışma gibi tetkikler yapılabilir.


Tedavi :

Tıbbı Tedavi
Zayıflama Pozisyon ayarlama İlaçlar Sigara içilmemesi Öğünler düzenlenmeli Gevşek giysiler giyilmesi önlemler alınabilir

_________________
---www.hagayret.net
---Forumda Arama Yapmadan Konu Açmayınız!
---Flood Yapmak ve Saçma Yorumlar yapmak BAN sebebidir!
---Hagayret.Net verilen linkleri kendi sunucusuda bulundurmadığı gibi Uploadınıda kendi yapmamaktadır.Linkler internetten bulunup kullanıcılara sunulmaktadır.Kaldırılması istenen link yetkililere bildirildiğinde en kısa zamanda kaldırılacaktır.
Yukarı Dön
bydublor
O Şimdi ASKER!
O Şimdi ASKER!



   Kayıt: 15 Ekm 2006
   Üye No: 9
   Mesajlar: 17831
   G. Mesaj Sayısı: 23.22
   Konum: Yurt Dışı
   Meslek: Bahçe Düzenleme
   
Tarih: 13/Kasım/2006 Pts, 12:34
MesajMesaj konusu : 

Alıntıyla Cevap Gönder


Yaz ishali yaz ishalleri



İshal nedir? :
İshal, dışkılama sayısında artışla beraber, dışkının şekilsiz bir hal alması olarak tariflenir. Normalde dışkı kuru ve şekilli iken, ishal durumunda içerdiği su miktarı artarak şekilsiz olur. İshal nedeniyle barsak hareketleri artar, normal süreden daha kısa aralıklarla dışkılama ortaya çıkar. Örneğin günde bir kez katı, şekilli dışkılaması olan bir kişi, günde 3-4 kez veya çok daha fazla dışkılıyorsa veya dışkı cıvıklaşmış, su gibiyse ya da sümüksü olmuşsa ishalden bahsedebiliriz.

İshal nedenleri nelerdir ?:

İshale neden olan pek çok durum mevcuttur. İshal nedenlerinin başında mikrobik ishaller gelmektedir ki, konumuz olan yaz ishalleri de bu gruptandır. Mikroplar dışında başta antibiyotikler olmak üzere çeşitli ilaçlar, çeşitli mide-barsak hastalıkları, bazı hormonal hastalıklar, barsak veya barsak komşuluğunda ortaya çıkan tümöral durumlar, aşırı ve ani ısı değişimleri de ishale neden olabilir. Heyecanlanma, üzüntü, korku, stres gibi durumlar da ishale neden olabilir.

Yaz ishallerinin nedenleri nelerdir ? :

Yaz ishaline neden olan mikroplar, bakteriler ile protozoon denilen gözle görülmeyen parazitlerdir.

Yaz ishalleri nasıl ortaya çıkar ? :

Doğadaki sıcaklık artışıyla tüm canlıların su ihtiyaçları da buna paralel olarak artar. Dolayısıyla insanlar, yaz aylarında daha fazla su tüketir. Böylece, bu tüketimin beklenmeyen bir sonucu olan yaz ishalleri, çoğunlukla mikroplu suların içilmesi veya bu sularla yıkanmış meyva ve sebzelerin yenilmesiyle ortaya çıkar. Bazen insanlar ishal olup bu mikropları dışkıları ile çevreye yayabilir. Dışkıyla bulaşmış ellerin ağıza ???ürülmesi sonucu da ishal olabilir. Her zaman kullanılan suların sağlıklı olup olmadığını bilmek mümkün olmaz. Doğada, özellikle insan ve hayvan dışkılarıyla kirlenmiş sularda yaşayan, ishal nedeni olabilecek çeşitli mikroplar bulunmaktadır. Bunlar özellikle durgun sularda, kanalizasyonun karıştığı sularda, iyi ilaçlanmamış içme ve kullanma sularında, özellikle yaz aylarında uzun süre canlı kalarak çoğalır. Bu suların içilmesi veya böyle sularla bulaşık, sıcak ortamda beklemiş gıdaların, örneğin çiğ sebzelerle hazırlanmış salataların ve meyvaların tüketilmesi sonucu ishal yapan mikroplar, ağız yoluyla alınarak insanların barsaklarına ulaşır. Bunların bir kısmı barsak duvarında iltihap oluşturarak hem barsak hareketlerini artırır, hem de barsağa su ve iltihabi hücrelerin geçişine neden olur; bir kısmı da barsakta iltihap yapmadan, salgıladıkları toksin denilen zehirli maddelerin etkisiyle su ve tuz geçişini artırmak suretiyle ishale neden olur.

Yaz ishallerinin belirtileri nelerdir ?:

En önemli belirti, dışkılama sayısının artması ve dışkı vasfının değişmesidir. Dışkı, cıvık, patates püresi görünümünde olabileceği gibi, sümüksü ve iltihaplı veya su gibi olabilir. Dışkı miktarı ve su içeriği, ince barsaklarda hastalık yapan parazit ve bakterilerin ishallerinde fazladır, kalın barsakta hastalık yapanlarınkinde ise azdır; ayrıca bunlarda dışkılama sayısı diğerlerine oranla daha fazladır. Su gibi tariflenen ishallerin çoğunluğu paraziter nedenlidir. En sık giardia denilen protozoon neden olur. Bu tip ishallerin en ciddisi ve hayatı tehtid edeni ise dışkının pirinç suyu görüntüsü olarak tariflendiği, kolera bakterisinin yaptığı ishaldir. İltihaplı dışkılamaya neden olan bakterilere ise tifo ve tifo benzeri hastalıklara neden olan salmonella bakterilerini örnek verebiliriz. Kalın barsakta ishale neden olan bakterilerin bir kısmı ve bazı parazitler dışkının iltihaplı, sümüksü görünmesine, aynı zamanda barsak duvarını da zedeleyerek damarların kanamasına neden oldukları için, kanlı olmasına da neden olurlar. Dışkının böyle kanlı ve iltihaplı olması dizanteri olarak adlandırılır. Nedenlerinden birisi şigella denilen bakteri, bir diğeri amip denilen protozoondur. İshalle birlikte bulunan diğer belirtiler karın ağrısı, karında buruntu hissi, bazen bulantı, iltihabi durumlarda bunlara ilaveten ateş olarak karşımıza çıkar. Dışkılamadan sonra tam rahatlayamama da bir diğer belirti olabilir. Örneğin kalın barsak ishallerinde ağrı ve rahatlayamama sıktır. Aşırı su ve tuz kaybına bağlı olarak kalp damar sistemine, böbreklere, sinir sistemine ait kalp ritm bozuklukları, böbrek yetmezliği, şuur bozuklukları gibi belirtiler de olabilir. Dilin kuruması, cildin parlaklık, nem ve yumuşaklığını kaybetmesi, gözlerin göz çukuruna çökmesi gibi belirtiler, su kaybının işaretleridir.

İshal olunca ne yapmalıyız ? :

İlk tedbir olarak kaybedilen su ve tuzu geri koymak için pratik olarak hazırlayacağımız şu solusyonu içebiliriz: Bir litre kaynatılmış soğutulmuş suya 1 çorba kaşığı şeker, 1 tatlı kaşığı sofra tuzu ve 1 çay kaşığı karbonat konularak karıştırılır, içilebildiği kadar sık aralıklarla içilir. Ancak mikrobik ishallerin hemen hepsi 24 saatten fazla devam eder ve hemen hepsi ilaç tedavisi almadan düzelmez. Bu nedenle, 24 saatten fazla süren ishallerde en yakın sağlık merkezine başvurularak muayene ve tetkik olunması gerekir. Çünkü farkında olmadan dışkımız yoluyla çevreye mikrop bulaştırabilir, ayrıca ishalin tedavisiz kalarak daha ciddi sağlık problemlerine yol açmasına neden olabiliriz.

Sağlık kuruluşunda neler yapılacaktır ? :

Sağlık kuruluşunda, şüphelenilen gıdaların ve suyun olup olmadığı ve ne zaman tüketildiği, ishalin ne zaman başladığı, karın ağrısı, ateş, dışkıda iltihap ve/veya kan olup olmadığı, yakınımızda başka hasta insanların olup olmadığı sorulacak; muayenenin ardından dışkı tahlili ve kültürü, kan sayımı ve gerekirse diğer kan tetkikleri istenecektir. Tüm verilere göre hekim tedaviye karar verecektir.

Nasıl tedavi edilir ? :

Sıvı ve tuz kaybının az olduğu, ishalin hastanın komforunu çok bozmadığı durumlarda, hastaneye yatırılmadan genellikle sadece uygun bir diyetle hasta ayaktan tedavi edilir. Aşırı su ve tuz kaybı, ağır dizanteri halleri, kolera şüphesi olan durumlarda hasta mutlaka hastaneye yatırılarak öncelikle kaybedilen su ve tuzun yerine konması amacıyla serum verilir, daha sonra uygun ilaçlara başlanır. İshal diyeti nasıldır? İshali olan kimselerin düzelene kadar posasız ve yağsız gıdalar alması gerekir. Yani sebze ve meyvalar, kuru yemiş, çikolata, kızartmalar gibi gıdalar alınmamalıdır. Yağsız makarna, pirinç pilavı, haşlanmış patates-patates püresi, haşlanmış yağsız et ve tavuk, yağsız ızgara köfte yenebilir. Ayrıca bol miktarda içeçek alınmalıdır.

İyileşme şansı nedir ? :

Uygun tedaviyle yaz ishallerinin tedavisi oldukça yüz güldürücüdür; hemen hepsinde iyileşme tamdır. Ancak mikroplu ortamla temas devam ediyorsa, gerekli tedbirler alınmadıysa ishalin tekrarlama şansı her zaman vardır.

Yaz ishalleri nasıl önlenebilir ? :

Bu ishallerin önlenmesinin en önemli yolu, menşei bilinmeyen suların tüketilmemesi ve kişisel temizliğe dikkat edilmesi, özellikle ellerin her yemekten önce ve sonra yıkanmasıdır. Kullanılan ve içilen suların klorlanması pekçok mikrobun yaşamasını önler. Şüpheli suların, şüpheli olmasa bile salgın olduğu bilinen yerlerdeki suların kaynatılarak kullanılması gereklidir.

_________________
---www.hagayret.net
---Forumda Arama Yapmadan Konu Açmayınız!
---Flood Yapmak ve Saçma Yorumlar yapmak BAN sebebidir!
---Hagayret.Net verilen linkleri kendi sunucusuda bulundurmadığı gibi Uploadınıda kendi yapmamaktadır.Linkler internetten bulunup kullanıcılara sunulmaktadır.Kaldırılması istenen link yetkililere bildirildiğinde en kısa zamanda kaldırılacaktır.
Yukarı Dön
bydublor
O Şimdi ASKER!
O Şimdi ASKER!



   Kayıt: 15 Ekm 2006
   Üye No: 9
   Mesajlar: 17831
   G. Mesaj Sayısı: 23.22
   Konum: Yurt Dışı
   Meslek: Bahçe Düzenleme
   
Tarih: 13/Kasım/2006 Pts, 12:35
MesajMesaj konusu : 

Alıntıyla Cevap Gönder


Zollinger ellison sendromu



Alternatif isimler

Z-E sendromu , gastrinoma

Tanım

Sindirim sistemi yolu üzerinde ülserasyona sebep olabilen gastrin salgılayan bir tümördür.

Nedenleri,Görülme sıklığı,Risk faktörleri

Birçok insan peptik ülser hastalığının belirtilerine sahiptir fakat olağan , alışılmış tedaviye cevabı yetersizdir.

Tümör onikiparmak barsağı , mide , dalak , bölgesel lenf bezlerinde ek olarak pankreasta bulunabilir.

Tümör habistir ve yavaş yavaş karaciğere veya lenf bezlerine yayılır.

Gastrinomalı insanların % 25 inde multipl endokrin neoplazi tip 1 ( MEN I ) olabilir.

Hastalık 20-25 yaş arası insanlarda yaygındır. Çocuklarda çok nadirdir.

İnsidens / prevalans : duodenal ülserli hastaların % l' i.

Risk faktörleri : MEN I ( multipl endokrin neoplazi ) ülser hastalığı ailevi öyküsü 60 yaş üzeri

Korunma

Peptik ülser belirtilerinin tedavisi etkili değildir. Tümörden korunmanın yolu bilinmemektedir.

Belirtiler peptik ülser ağrısı kanlı kusma ishal

Tanı/Teşhis artmış gastrin düzeyi sekretin stimulasyon (uyarı) testi : pankreas aktivitesi için pozitiftir. karın bilgisayarlı tomografisi : onikiparmak barsağındaki kitleyi veya pankreatik tümörü gösterir.

Tedavi

Ülser iyileşmesini sağlayan ve ağrıyı hafifleten simetidin gibi H2 reseptör agonistleri mide asidi salgılanmasını azaltırlar.

Total gastrektomi ( midenin tümünün cerrahi olarak çıkarılması ) ilaç tedavisine cevap vermeyen insanlara bazen tavsiye edilir.

Prognoz/Hastalığın gidişi

gastrinomanın cerrahi olarak tamamının çıkarılmasıyla sağlanan şifa oranı % 25 tir.

Komplikasyonlar/Riskler

tümörün metastaz yapması ( başka organ ve dokulara yayılması )

ülser hastalığının komplikasyonları ( örneğin ; kanama veya delinme )

Doktorunuza başvurun

kanlı kusma veya şiddetli karın ağrısı olursa ...

_________________
---www.hagayret.net
---Forumda Arama Yapmadan Konu Açmayınız!
---Flood Yapmak ve Saçma Yorumlar yapmak BAN sebebidir!
---Hagayret.Net verilen linkleri kendi sunucusuda bulundurmadığı gibi Uploadınıda kendi yapmamaktadır.Linkler internetten bulunup kullanıcılara sunulmaktadır.Kaldırılması istenen link yetkililere bildirildiğinde en kısa zamanda kaldırılacaktır.
Yukarı Dön
Önceki mesajları göster:   
Yeni başlık gönder  Başlığa cevap gönder 
Hagayret.Net Forum Ana Sayfa » Genel» Sağlık

Sayfa Önceki  1, 2, 3 ... 13, 14, 15 | Tümü 



Geçiş Yap:  

Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız