Absürdizm, herhangi bir yaratıcı olmadığından insanlığın evrende bir anlam bulmasına yönelik uğraşlarının boşa bir çaba olduğunu ve eninde sonunda bu anlam uğraşının başarısız olacağını söyleyen felsefi düşünce akımıdır.
Absürdizm, varoluşçuluk ile bağlantılıdır fakat birbiriyle karıştırılmamalıdır. Absürdizmin kökenleri 19. yüzyıl Danimarkalı filozof Søren Kierkegaard`a dayanır. Albert Camus`nün Sisifos Söyleni`yi yayınlanmasıyla Absürdizm`in sınırları belirlenmiş ve tam anlamıyla ortaya çıkmıştır. İkinci Dünya Savaşı sırasında işgal edilen Fransa`da absürdist (saçma, uyumsuz) görüşler yaygınlık kazanmıştır.
Søren Kierkegaard
Camus`den bir yüzyıl önce Danimarkalı filozof Søren Kierkegaard dünyanın absürtlüğü (usa aykırı olması, saçmalığı) hakkında birçok yazı kaleme almıştır. Günlüklerinde Absürt için şöyle der:
"Absürt nedir? Kolayca görülebileceği üzere, ben rasyonel bir varlık olarak mantığım ve amacım doğrultusunda, düşüncelerimin yansıttığı biçimde hareket etmek zorundayımdır: Başka bir şey yaptığmı sanmam da mantığımın ve düşüncelerim doğrultusunda olur, kısacası başka türlü hareket edemem ve yine hareket etmemin zorunlu olduğu yerdeyimdir... Absürt ya da absürtün erdemiyle hareket etmem inancımın doğrultusunda olur... Hareket etmek zorundayım fakat düşüncelerim yolu kapatıyor ve olasılıklardan birini alarak şöyle diyorum: Yaptığım hareket budur, başka türlü yapamam çünkü buraya düşüncelerimin yansıtmasıyla getirildim."
Ünlü eseri Korku ve Titreme`de Yaradılış hikayesinde adı geçen İbrahim`den örnek verir. Tanrı İbrahim`e oğlu İsmail`i öldürmesini söylemiştir. Oğlunu öldürmek üzereyken bir melek onu durdurur. Kierkegaard bu hikayenin absürtün erdemi olduğunu düşünür.
Amaç nedir?
Absürdizm`e göre insanlar tarih boyunca yaşamlarında bir anlam bulmaya çalışmışlardır. Fakat bu dünyayla ilgili usa uygun bir cevap bulmak mümkün olmayacağından bu arayış kaçınılmaz olarak faydasız olacaktır. Sonunda ise insanları iki yoldan birine seçmeye itecektir: "Hayatın anlamsız olduğu sonucu" ya da "Tanrı`ya inanmak, bir dine yapışmak" . Fakat yukardaki argüman tekrar uygulanabilir: "Tanrı`nın amacı nedir?" Kierkegaard, Tanrı`nın bilinebilir mantıklı bir amacının olmadığına inanır, absürtü Tanrı`da da bulur.
İntihar etmek hayatın saçmalığına karşı "uğraşmaya değmez" demektir ve rasyonel bir tepki gibi görülebilir. Fakat birçok insana göre bu bir çözüm değildir, ölüm absürtü ortadan kaldırmaz, absürt ile bağlantıyı koparır sadece. Albert Camus, Sisifos Söyleni`de intiharın faydalı bir çözüm olmadığını söyler, çünkü hayat bütünüyle absürt ise onunla savaşmanın yolu aradaki bağı sürdürmekten geçer. Eğer bilinç yaşamıyorsa ki absürtü trajik yapan Sisifos`un taşın düşeceğinin farkında olmasıdır, akıl ve absürt arasındaki etkileşim var olmayacaktır. Ölüm ise bunu ortadan kaldırır ve ölümde de bir anlam yoktur, kısacası intihar insanın nihai yazgısını hızlandırmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Camus, asıl isyanın yaşarken absürte baş kaldırmak olduğunu söyler.
Örnekler
* Korku ve Titreme, Søren Kierkegaard
* Ölümcül Hastalık Umutsuzluk, Søren Kierkegaard
* Godot'yu Beklerken , Absürt tiyatro örneği, Samuel Beckett
* Yabancı, Düşüş ve Sisifos Söyleni , Albert Camus
* Dönüşüm, Franz Kafka`nın uzun öyküsü.
_________________ Hagayret.Net Sitesinde ve sunucularında Hiç bir Şekilde İllegal İçerik Barındırmamaktadır. Lisans Hakkı olan İçeriklerin Kaldırılması İçin İrtibata geçiniz.Hagayret.Net Lisanslı kullanımı tavsiye etmektedir.
Kendine bir iyilik yap ve Beyaz bir sayfa aç diyenlere inat senin için sana hala karalama
kağıtlarındaki boş satır aralarına bir şeyler yazıyorum.
En son bydublor tarafından 19/Aralık/2006 Sal, 4:49 tarihinde değiştirildi, toplam 1 kere değiştirildi
Kayıt: 15 Ekm 2006
Üye No: 9
Mesajlar: 14097
G. Mesaj Sayısı: 10.19
Konum: İstanbul
Meslek: İşsiz
Tarih: 19/Aralık/2006 Sal, 4:18 Mesaj konusu:
Tanım ve genel tarihçe
Akılcılık, bilginin kaynağının akıl olduğunu; doğru bilginin ancak akıl ve düşünce ile elde edilebileceği tezini savunan felsefi yaklaşıma verilen isimdir.Buna göre, kesin ve evrensel bilgilere ancak akıl aracılığıyla ve tümdengelimli bir yöntemsel yaklaşımla ulaşılabilir.Dünya hakkındaki mühim olan bilginin sadece deney ötesi yöntemlerle elde edilebileceğini savunur. Akılcılık her bireyin eşit ve değişmez akli ve mantıki ilkelere sahip olduğunun kabulü ile, çeşitli a priori ve apaçık hakikatlerin varolduğunu kabul eder. Son zamanlarda, çeşitli dilbilimcilerin bazı dilbilim kavramları hakkındaki yazıları haricinde, a priori bilginin varlığı sıklıkla reddedilmiş, kabul edilse dahi etki alanı ve konumu daraltılmıştır.
Bu görüşe göre, kesin bilgi örneği matematiktir. Hakikate ve eşyanın bilgisine sadece akıl ile erişilebileceğini savunur. Bu sebeple akılcılık,deneyciliğin karşıtıdır. Akla karşı yaklaşım pek çok bağlamda dindeki vahiyle yahut etikteki duygu ve hisle karşılaştırılan bir yaklaşımdır. Bununla birlikte felsefede akıl genellikle içgörüyle (içe doğmayla değil) karşılaştırılır.
Batı'da akılcı gelenek Elealılar, Pitagorasçılar ve Platon ile (aklın kendine yeterliliği teorisi Yeni-platonculuğun ve idealizmin başat temasıdır) başlar(Runes, 263). Aydınlanma'dan beri akılcılık felsefenin hizmetine matematiğin yöntemlerini sunmaya çalışır. Descartes, Leibniz ve Spinoza buna örnek gösterilebilir(Bourke, 263). Akılcılık Avrupa'da genellikle kıta felsefesi olarak bilinir, çünkü İngiltere'de deneycilik daha baskındır. Nitekim Leibniz ve Spinoza gibi filozofların düşünceleri, İngiliz deneyci filozoflarınkilerle sık sık karşılaştırılmıştır. Fakat bu akılcılık ve deneycilik akımları ile filozofların akılcı ve deneyci fikirleri detaylıca incelendiğinde pek doğru bir eylem veya bakış açısı değildir. Geniş bir bakış açısından bir filozof hem akılcı hem de deneyci olabilir(Lacey, 286–287). Aşırı noktasında, deneycilik deneyim dışı her türlü bilgiyi reddeder ve her türlü bilginin deneyim ile edinildiğini savunur. Akılcılık ise, aşırı noktada bilginin deneyim ve algı olmaksızın saf akıl ile tamamen ve en iyi şekilde edilnilebileceğini savunur. Yani deneycilik ile akılcılık arasında en temel tartışma (insan) bilgi(si)nin kaynağıdır. Bununla birlikte, bu tüm rasyonalistlerin doğa bilimlerinin deneyimsel bilgi ve algıların yardımı olmadan tam anlamıyla bilinebileceğini öne sürdükleri anlamına gelmez. Aslında çoğu rasyonalist filozof deneyime de en azından belirli oranda önem vermiştir ve belirtilen derecede aşırı bir noktada bulunan herhangi bir rasyonalist okul ortaya çıkmamıştır(Hatfield).
Felsefî bir okul olarak akılcılık ve içerdiği temel ilkeler 18. yüzyılda büyük bir eleştiriye maruz kalmıştır. Bununla birlikte bu dönemde de, sayıları az da olsa, akılcılığı savunan filozoflar olmuştur. Örneğin Alman Christian August Crusius ve yine Alman Moses Mendelssohn. 18. yüzyıl'da akılcılığa en büyük eleştiri deneyci çevrelerden gelmiştir. Bununla birlikte, örneğin Alman filozof Kant da geleneksel akılcı düşünce okulunu tenkit etmiştir.Kant eleştirel bir değerlendirmeyle yeni bir rasyonalizm fikrini temelendirmeye yönelir.Rasyonalizm gelenegi başlangıcından itibaren ele alındiığında karşımıza pek çok farklı türlerde rasyonalizm yorumları ya da yaklaşım biçimiyle karşılaşılır.
Antik Çağ felsefesinde rasyonalizm
Ana madde: Antik Çağ felsefesi
Rasyonalizm geleneği Elea Okulu ile birlikte başlatılabilir.İlk akılcı filozof Parmanides'tir denilebilir.Ona göre duyumlar değişebilen şeyler olduklarından bilginin temeli olamazlar, aksine akılın değişmeyen ilkeleri bilginin temeli olabilir.Elealı Zenon, hocası Parmanides'in akılcılığı daha ileriye götürmüştür.Duyuların güvenilmezliğini kanıtlayan paradoxlarının ardında rasyonalizm düşüncesi temellenidirilir.Platon ise idealar teorisiyle rasyonalizmin belli başlı bir kuram olarak şekillendiren isim olarak anılır.Platon, rasyonalizmin yöntemsel ilkesi olarak bilinen tümdengelimli yönteminde önü isimlerindendir.Ayrıca Aristotales'ide akılcılığın kurucu isimlerinden biri olarak belirtmek gerekir.
Kıta felsefesinde akılcı filozoflar
Ana madde: Kıta felsefesi
Genel anlamda kişinin akılcı olarak adlandırılabilmesi için iki temel noktayı onaylaması ve kabul etmesi gerekmektedir, bunlar:
* "Akılcı sezgi a priori bilgimizin tamamı veya bir kısmının kaynağıdır, ve
* Gerçeğin a priori bilgisi mümkündür"(Cassam, s.45).
Elealılar ile başlayan akılcı geleneğin Batı'daki en önemli isimleri Descartes, Spinoza, Malebranche ve Leibniz'dir.
Descartes'in metafizik hakkındaki savları ve metafiziksel ilkelerinin sonucu olarak gördüğü dualistik yapıya sahip (akıl-vücut ayrımını barındıran) Kartezyen ruh kavramı Avrupa'daki akılcılık geleneği için çok önemli bir noktayı oluşturmaktadır. Nitekim Descartes'in metafiziğe dair akılcı görüşleri yaygın kabul görmüş ve 17. yüzyılın ikinci yarısında, fiziksel görüşleriyle birlikte bunlar da kitap olarak birçok öğretim merkezinde okutulmuştur. Descartes'in görüşleri kendisinden sonraki filozofları da büyük oranda etkilemiştir. Nitekim Descartes'in ortaya attığı insanın ontolojik dualizmi fikri modern toplumlarda dahi sıklıkla kabul edilen bir savdır.
Bir diğer ünlü akılcı filozof Spinoza ise başlarda Descartes'in metafizik savlarını benimsese de, zamanla kendi düşüncelerinin olgunlaşması ve gelişmesiyle birlikte Descartes'in savlarını bırakarak daha farklı bir metafiziksel anlayış geliştirmiştir. Kartezyan akıl-vücut dualizmini reddeden Spinoza, Tanrı'nın yaratılmış dünyadan ayrı olarak mevcut olduğu fikrine de karşı çıkmıştır. Ona göre bir tek ebedî varlık vardı. Spinoza'nın bu fikri ve metafiziksel açıklamaları Batı'da panteizm açısından çok önemlidir. Metafiziğe dair savları detaylıca Etik isimli eserinde yer alır. Ayrıca dinin de akılcı eleştirisini yapmıştır (Hatfield).
Kartezyan ruh kavramıyla birlikte Descartes'in metafiziğe dair görüşlerini genel olarak benimseyen Malebranche ise aklî fikirlerin bireysel zihinlerden ziyade, Tanrı'da var olduğu ve Tanrı'nın gerektiğinde insanlara bu bilgileri ilâhî bir anlamda sunduğunu öne sürerek Descartes'ten ayrılmıştır.
Anılan diğer filozoflar gibi Leibniz de başlarda Descartes'in fikirlerinin takipçisi olmuştur. Bununla birlikte daha sonra Descartes'in fikirlerini reddederek, kendi geliştirdiği metafiziksel fikirleri savunmuştur. Leibniz düşüncesinde Tanrı'nın yarattığı dünya bilinçli ve ayrı küçük varlıklardan oluşur. Daha sonra bu varlıklara monad ismini vermiştir (Monadoloji, 1714). Ayrıca Leibniz'in düşüncesinde Tanrı tüm olası dünyalardan en iyisi olarak dünyayı yaratmıştır ki burada kastedilen en iyi, mükemmel, eksiksiz anlamındadır. Bu fikir daha sonraları birçok filozof tarafından tenkit edilmiştir.
Kantgil rasyonalizm
Ana madde: Immanuel Kant
Rasyonalizm konusunda en temel eleştirileri, kendisi de özgül bir rasyonalist olan Kant'tan gelir.Kant Saf Aklın Eleştirisi (1781) isimli eserinde bu noktadaki temel eleştirisini ortaya koymuş ve felsefi ilkelerini açıklamıştır. Hem amprizmin hem de rasyonalizmin felsefi problemleri eleştirel bir şekilde değerlendirilerek Kant felsefesinde aşılmaya çalışıldığı görülür.Bu bakımdan eleştirel felsefe olarak adlandırılan felsefe geleneğinin kurucusu Kant'tır ve o bu yolla ampirizmin ve rasyonalizmin yetersizliklerinden kurtulmaya çalışmıştır. Kant insan bilgisinin sınırlarını ve yapısını soruştururken, bir yanda aklın kuramsal statüsünün belirlenmesi ile ilgilenmiş öte yandan da her tür deneyimin kuramsal sınırlarını belirlemeye çalışmıştır. Saf Aklın Eleştirisi'de özellikle deneyimin zorunlu doğasının incelenmesine yönelik kapsamlı bir girişim vardır. A priori ve a posteriori bilginin varlığını kabul eden Kant, bunları farklı bilgi türleri olarak sınıflandırır ve önceki felsefe geleneklerinin yetersizliklerini bu kategoriler ekseninde değerlendirir.
Hegelci rasyonalizm
Rasyonalizm geleneği Parmanides'ten Hegel'e uzanan bir gelişim cizgisi gösteriri bu çizgi üzerinde birbirinden çok farklı akılcılık anlayışlarıyla karşılaşılır.Farklı rasyonalizm tanımlarına rağmen, doğruluğun ölcüsünü akıl olarak ele almasını bu felsefe geleneğinin ortak bir öğesi olarak ele alırsak, sözkonusu düşüncenin doruk noktasında Hegel ile karşılaşılır.Hegelci diyalektik yöntem rasyonalizmin kendi içinde kendini temellendirmesinin bir yöntemi olarak ortaya çıkmıştır.Hegel'in ünlü sav sözü, "Gerçek olan her şey ussal, ussal olan her şey gerçektir" değişi, tüm bir rasyonalizm geleneğinin en özlü ifadesi olarak görülür.
Aydınlanma ve rasyonalizm
Ana madde: Aydınlanma Çağı
Aydınlamacılık ile birlikte akıl ve akılcılık kavramları farklı bir anlam daha kazandı. Felsefî bir vurgudan öte, feodal ve dinî müessese ve uygulamalar ile sosyal ve politik uygulamaları akıl ışığında ve aklı baz alarak eleştiren kişilere rasyonalist adı verilmeye başlandı ve bu tip eleştirel yaklaşım da rasyonalizm olarak anılmaya başlandı. Burada felsefi ilkelerin aynı zamanda toplumsal düzenlemelerde yeni bir yönelimin kurucu ilkeleri haline gelmesi sözkonusudur.Bu anlamda rasyonalizm aklı kurucu ilke olarak benimseyen ve dinsel toplumsal örgütlenmelere karşı akılcı toplumsal düzenlemelerini temel alan yaklaşımları ifade eder.Kant'ın Aydınlanma Nedir? sorusuna verdiği, "insanın kendi aklını kullanmasıdır" şeklindeki cevabı, akıl'ın aydınlanmacılıkta felsefi bir ilke olduğunu gösterir.Buna göre evrensel bir dayanak noktası olan akıl, toplumsal yaşamın herkes icin geçerli olabilecek akılcı bir düzenlemesini mümkün kılabilecektir.
Rasyonalizm içindeki filozof ve düşünürler listesi
* Parmanides
* Elealı Zenon
* Aristotales
* Isaac Asimov
* René Descartes
* Benjamin Franklin
* Sigmund Freud
* Robert A. Heinlein
* Immanuel Kant
* Gottfried Leibniz
* John Locke
* Jim Herrick
* H. P. Lovecraft
* Nicolas Malebranche
* Thomas Paine
* Platon
* Karl Popper
* Gene Roddenberry
* Bertrand Russell
* Abraham Kovoor
* Joseph Edamaruku
* Barbara Smoker
* Baruch Spinoza
* Elizabeth Cady Stanton
* Voltaire
* Herakleitos
_________________ Hagayret.Net Sitesinde ve sunucularında Hiç bir Şekilde İllegal İçerik Barındırmamaktadır. Lisans Hakkı olan İçeriklerin Kaldırılması İçin İrtibata geçiniz.Hagayret.Net Lisanslı kullanımı tavsiye etmektedir.
Kendine bir iyilik yap ve Beyaz bir sayfa aç diyenlere inat senin için sana hala karalama
kağıtlarındaki boş satır aralarına bir şeyler yazıyorum.
Antropozofi, Rudolf Steiner (1861-1925) tarafından kurulan mistik bir felsefe akımıdır. Akımın 'ak büyük' sözcüğünden özetlenebilen görüşü, insan ruhunun doğa-üstü güçlerden etkilenmeksizin, bunlara ulaşabilme amacıyla eğitilip hazırlanmasını öngörmektedir.
Antropozofistlerin düşüncesine göre, mimarlık ürünü bu eğitim-hazırlanma sürecinin içinde yer alacağı mekanı yaratacağı için, 'ak büyünü'nün bir aracı olmalıdır. Söz konusu düşünsel temellendirme 1910'larla 1920'lerde bir Antropozofik Mimarlık'ın doğuşuna neden olmuştur. En ilginç örneği Basel yakınlarındaki Dornach'ta bulunan 'Goettheanum' adlı yapı olan Antropozofik Mimarlık, iddialarının farklılığına karşın, Ekspresyonist Mimarlık'ın bir yan kolundan başka bir şey değildir.
_________________ Hagayret.Net Sitesinde ve sunucularında Hiç bir Şekilde İllegal İçerik Barındırmamaktadır. Lisans Hakkı olan İçeriklerin Kaldırılması İçin İrtibata geçiniz.Hagayret.Net Lisanslı kullanımı tavsiye etmektedir.
Kendine bir iyilik yap ve Beyaz bir sayfa aç diyenlere inat senin için sana hala karalama
kağıtlarındaki boş satır aralarına bir şeyler yazıyorum.
Aristotalizm, Plantonculuğa paralel olarak, aynı zaman dönemleri içinde gelişen bir felsefei eğilimdir. Yeni bir dünya görüşü arayışı içinde rönesans felsefesinin Platon'a ve Aristotales'e yönelmesi şaşırtıcı değildir. Her ikisi de klasik çağın en güçlü düşürleriydi ve yapıtları bir anlamda ilk felsefeyi kurmaya yönelikti.
Genel çerçeve
Aristotales'in ortaçağ felsefesinde de çok önemli bir rolü vardır; Aristotelizmin bir biçimi bu tarihsel dönemde şekillenir. Bu dönemde, özellikle de Skolastik felsefe içinde temel dayanak noktası Aristotales felsefesidir. Hıristiyan dogmaların felsefe ile temellendirilmesini hedefleyen bu dönem felsefeleri, önemli bir kaynak olarak Aristotales'i bulmuşlardr. Bundan kaynaklı olarak Aristotales denildiğinde aynı zamanda akla Skolastik felsefe gelir. Rönesans felsefesi skolastikle savaşım içinde geliştiğinden dolayı, başlangıçta Aristotales'e tepkili bir tavır geliştirir; ancak bu dönem felsefesi genel olarak antikçağ düşüncesini yeniden değerlendirmeye yöneldiğinden, Aristotales'e tümden yadsınmaz.
Rönesans felsefesinin Aristotales'le ilgisi, temel yönelimi olan hünmanizmayla bağlantılıdır. Hümanizm öncelikli olarak antik çağ felsefesine ait metinlerin orjinal olarak konulmasını ve öyle değerlendirilmesini hedefler. Ortaçağ felsefesinin bu bakımdan Aristotales'e kattıkları böylece ayıklanmaya çalışılmıştır. Rönesans felsefesinde Aristotalizm, ortaçağın ve Skolastik felsefenin Aristotales üzerine eklemelerin ayıklanması biçiminde meydana gelmiştir diyebiliriz. Theodoros Gaza (1400'lü yıllar), Aristotalizmin başlatılarından olan bir Bizanslı bilgindir.
Aristotelizmin düşünce kaynakları
Aristotalizmin belirli bir akademisi olmamıştır, bu bakımdan Platonizmden daha farklı yönelimleri sözkonusudur. Hümanistlerin yanısıra İbni Rüştçüler (Avveroistler) ve Alexandristler olarak adlandırılan akımlar anılmaya değerdir. Birinciler İbni Rüşt'ün ortaçağda Platon etkisininde işe karıştığı Aristo yorumunu temel alıyorlardı. İkincilerse, antikçağ sonlarında en büyük Aristotales yorumcusu kabul edilen Aphrodisiaslı Alexandros'a dayanıyorlardı. Bu son iki eğilim AristotalesÄi doğrudan kaynaklardan değil yorumcularından hareketle değerlendiriyorlardı. Rönesans döneminde bu aristotaleçi yönelimler arasında çelişki ve çatışmalar meydna gelir.
Aristotelizmin merkezi 14. yüzyıldan itibaren İbni Rüştcülüğün etkili olduğu Padua'dır. Bütün Aristotalesçi kadroların burada toplanması sözkonusudur. Bu dönem en büyük filozof Pietro Pomponazzi'dir (1462-1524). Bir çok üniversitede görev yapan Pomponazzie, Aristotelizmin merkezi tartışması olan ruhum ölümsüzlüğü konusunda doğalcı-materyalist bir düşüncenin savunusunu geliştirmiştir. "Çifte doğruluk" düşüncesiyle akli olan ile tanrısal olanı ayırmaya çalışmış buna regmen kilise tarafından aforoz edilmekten kurtulamamıştır. Röneans felsefesindeki Aristotelizmin ortacağdan farkı, dindışı bir yönelimle Aristo felsefesini degerlendirmesidir.
_________________ Hagayret.Net Sitesinde ve sunucularında Hiç bir Şekilde İllegal İçerik Barındırmamaktadır. Lisans Hakkı olan İçeriklerin Kaldırılması İçin İrtibata geçiniz.Hagayret.Net Lisanslı kullanımı tavsiye etmektedir.
Kendine bir iyilik yap ve Beyaz bir sayfa aç diyenlere inat senin için sana hala karalama
kağıtlarındaki boş satır aralarına bir şeyler yazıyorum.
Ateizm veya tanrıtanımazlık, var olan her şeyin tanrı ya da tanrılar tarafından yaratıldığını kabul eden dinsel öğretiyi kabul etmeyen felsefi akım, dünya görüşü ve yaşam biçimidir.
Etimoloji
Ateizm kelimesinin kökleri Eski Yunanca'ya dayanır. "Atheos" (theos, Yunanca "tanrı" demek olup başındaki "a" ön takısı ile olumsuzluk belirtir.) "tanrısız" veya "tanrıya inançsız" demektir.
İngilizce'ye de Fransızca'dan gelen "athéisme" kelimesinin uyarlanışı "atheism" olarak 1587 civarında bu dile girmiş, Türkçe'ye de çok daha sonraları benzer şekilde uyarlanarak "ateizm" olarak alınmıştır. Ayrıca Türkçe karşılığı olarak belirlenen "tanrıtanımazlık" çok yaygın olmayan kullanım biçimdir.
Teizm ve Ateizm
Teizm, her şeyden önce bir tanrı veya tanrıların var olduğu kabulünün üzerine kurulmuş bir yapıdır. Teist görüşte, muhtelif dinlere göre genelleme yapılırsa tanrı veya tanrılar; yaratılmamışlardır, olmuş ve olacak her şeyi bilirler, sonsuz kudrete sahiptirler, zaman ve mekandan bağımsızdırlar, bilinen şeyler ile benzerlikleri yoktur.
Klasik teizm, anılan özelliklere sahip tanrı veya tanrıları kabul ederek her şeyi bu referans noktasından hareket ile açıklamaya çalışır.
Felsefenin temel sorunu, maddecilik ve idealizm
Avrupa'da Tanrı'ya inanışın istatistikleri
Büyüt
Avrupa'da Tanrı'ya inanışın istatistikleri
Ateizm maddecilik'den temellenmiştir. Marksist filozof Georges Politzer felsefenin temel sorununu "Ya madde (varlık, doğa) başı sonu olmayan, sonsuz ilktir, ve ruh (düşünce, bilinç) bundan türemiştir. Ya da ruh (düşünce, bilinç) başı sonu olmayan, sonsuz ilktir, ve madde (varlık, doğa) bundan türemiştir."[1] şeklinde özetler.
Burada birinci yanıt, felsefi maddeciliğin temelini ikinci yanıt ise felsefi idealizmden gelen bütün öğretilerin temelini oluşturur.
Maddeci öğretinin geniş kitleler tarafından anlaşılmasına önemli katkıları olan Georges Politzer maddeciliği, "...belli ilkelerden hareket ederek doğa olaylarını ve bunun doğal sonucu olarak toplumsal yaşamın olaylarını anlama ve yorumlama tarzı..."[2] olarak tarifler.
Ateist
Ateist çoğu zaman yanlış ifade edildiği şekli ile tanrıyı inkar eden kişi değildir.
Ateist'in tanrıyı inkar eden olarak adlandırılması; dinlerin, her insanın anne-babalarının kabul etmiş olduğu dini inanışların mensubu olarak doğduğu kabulune göre, önceden tanrı varlığını tanırken, daha sonra reddeden gibi düşünülmesinden kaynaklanır. Sözlüklerde anlamının "tanrı tanımaz", "tanrıyı inkar eden" şeklinde verilmesi de bu duruma dayanır.
Ateist'in çevresinde olan biteni anlaması için gereksinimi olmadığından Tanrı'yı reddetmek gibi bir anlayışa da ihtiyacı yoktur. Yani ateist durup dururken Tanrı'yı inkar eden insan değildir.
Ateist aslında sadece maddecidir. O'nu idealistler bu şekilde adlandırma gereksinimi duyarlar. Kavramın sözlük anlamı yukarıda anlatıldığı şekilde yerleştiğinden, bazen de kendisi de kendini ifade etmek için bu tanımı kullanır.
_________________ Hagayret.Net Sitesinde ve sunucularında Hiç bir Şekilde İllegal İçerik Barındırmamaktadır. Lisans Hakkı olan İçeriklerin Kaldırılması İçin İrtibata geçiniz.Hagayret.Net Lisanslı kullanımı tavsiye etmektedir.
Kendine bir iyilik yap ve Beyaz bir sayfa aç diyenlere inat senin için sana hala karalama
kağıtlarındaki boş satır aralarına bir şeyler yazıyorum.
Deneycilik, ampirizm veya empirizm, bilginin duyumlar sayesinde ve deneyimle kazanılabileceğini öne süren görüştür. Deneyci görüşe göre insan zihninde doğuştan bir bilgi yoktur. İnsan zihni, bu nedenle boş bir levha (tabula rasa) gibidir.
Deneycilik akılcılığın karşıtıdır.Akılcılığa karşıt olarak deneycilik, duyum ve deneyimle temellenen bilgileri bilgi olarak kabul etmektedir yalnızca.İnsan bilgisinin tek kaynağı deneyim ya da duyumdur buna göre.Bilginin kaynağında akılı gören rasyonalizm geleneğine karşıt olarak deneycilik her tür bilginin sonradan deneyimle, duyumlarla elde edildiğini ileri süren bir felsefi temele sahiptir.
İlk Çağ felsefesinde deneycilik
İlk Çağ felsefesinde temel felsefi problemler özelikle evrenin başlangıcı ve oluşumu, varlığın sebebi ve varoluşun anlamı, bilginin kaynağı ve anlamı gibi meselelerdir.Buna bağlı olarak deneycilik daha o zamanlardan bir epistemolojik tutum olarak belirir ve bilgiyi aklın yasalarına göre değil nesnelerin görünüşlerine göre belirleme yaklaşımı olarak şekillenir.Sofistlerde, Septiklerde, Stoacılarda belirli ölcülerde deneyciliğin izlerini bulmak mümkün olmakla birlikte, esas olarak iki önemli filozof bu gelenek içinde belirgin ir yere sahip olarak görünmektedir.Duyum, deneyim ve dolayısıyla empirik bilgiyi merkeze alan felsefi yaklaşımın izleri bu iki filozoftan itibaren belirginleşmektedir.
Demokritos
Ana madde: Demokritos
Atomcu Demokritos
Büyüt
Atomcu Demokritos
Atomculuk olarak bilinen ilk çağ felsefe akımının öncüsü Demokritos'tur.Maddeci doğabilimi anlayışının kökleri Demokrtitos'a dayanır, aynı zamanda nedensel/zorunlu evren anlayışı ve bu anlayış ekseninde temellenen felsefi/bilimsel düşüncede köklerini Demokritos'ta bulur.Her şeyin özü nedir sorusuna verdiği cevap "atom" olmuştur, bölünemeyen, nesnelerin son dayanak noktası, özü olarak atom.Her şey atomlar ve atomların hareketliliğinden ibarettir.Demoktritos bu fikirlerinin felsefi çerçevesini, sonradan giderek sistematikleşerek deneycilik olarak adlanırılan akıma uygun bir nitelikte ortaya koymuştur.Bu bakımdan birçok önemli felsefe tarihcisi Demokritos'u aynı zamanda deneycilik akımının öncü isimlerinden saymaktadır.
Epikuros
Ana madde: Epikuros
Demokritos gibi deneyci filozofların öncülerinden sayılan Epikuros (ya da Epikur), soyut felsefi söylemlerden uzak durmuş, mutluluk problemini ele alarak farklı bir ahlak felsefesi geliştirmeye yönelmiştir.Mutluluk, insanın doğayı ve evreni tanımasıyla mümkündür Epikuros'a göre.Hareketlerin yasalarını tespit edebilmek içinse bilgiye gerek olduğunu söyler.Bilgi ise duyu verilerinden gelir; yani duyu verilerinin birçok kez tekrarlaması sonucunda elde edilen genel tasavvurlar, Epikuros'a göre, bilgilerdir. Bu tasavvurlar ya da bilgiler nesnelerin kendileri değil onlardan gelen yansımalardır.Epikuros, duyu organlarının yanıltıcı olabileceğini ya da yansımaları farklı şekillerde algılayabileceğini de öne sürer.Böylece akıla da bir yer verilmiş olur bilgi sürecinde.Epikur için duyu organları ve akıl, bilginin ortaya konulduğu araçlardır bir anlamda.Duyu organlarınca edinilen duyum ve izlenimler akıl vasıtasıyla tasavvurlara dönüştürülürler ve böylece bilgi ortaya çıkar.Ayrıca Epikuros, haz ve acı duygulanımlarının da bilgiyi etkilediğini, bilginin doğruluk değerinin kişilerin haz ve acı duyumlarına bağlı olarak değişiklikler gösterdiğini öne sürer.
17. ve 18. yüzyılda deneycilik
İlk Çağ felsefesinde deneycilik, izlenimcilik ve duyumculuk akımlarının öncüsü sayılabilecek yaklaşımlar ortaya konulmakla birlikte, asıl olarak deneyciliğin sistematik bir felsefe olarak ortaya konulması Yeni Çağ olarak adlandırılan dönem ile birlikte meydana gelmiştir.Bu evrede deneycilik ilk çağ felsefesindeki duyumculuktan belirli ölcülerde ayrılarak sistematik bir yönelime girer.İngiliz deneyciliği olarak bilinen ünlü empirizm akımı yalnızca empirizmin en önemli akımı olmakla kalmaz, felsefe tarihi içinde de belirleyici bir öneme sahiptir, özellikle bilgi sorunsalı açısından kendi açmazlarıyla birlikte derinlikli çalışmalar ortaya koymuşlardır.Locke, Berkeley ve Hume ingiliz deneyciliğinin tartışmasız isimleridir ve kendilerinden sonraki felsefenin yönünü etkilemişlerdir.
John Locke
Ana madde: John Locke
Empirizmi sistematikleştiren filozof John Locke
Büyüt
Empirizmi sistematikleştiren filozof John Locke
John Locke İngiliz felsefesinin ve deneycilik felsefe akımının yeni çağda yeniden doğmasını ve gelişmesini sağlayan filozoftur.Deneyciliğin kendi başına ve sistematik bir felsefe olarak ortaya çıkmasında Locke öncü isimdir.Locke'un etkisi özellikle 18. yüzyıl boyunca belirgindir.Hem insan düşüncesinin özgürlüğünü savunması hem de insan bilgis ve eylemliliğini deneye dayandırması bakımından Locke, aydınlanmacı felsefeyi de önemli ölcüde etkilemiş düşünürlerden biridir.Bilgi düzeyinde Locke'a göre, doğuştan gelen ya da deneyimden önce varolan herhangi bir bilgi ya da önsel ilke (apriori) sözkonusu değildir.Akisne bütün bilgiler, düşünce ve kavramlar deneyden ileri gelmektedir, çünkü zihinde herhangi bir duyumla bağlantılı olmayan hiçbir düşünce mevcut değildir.Daha önceden mevcut olduğu varsayılan kavram ve ilkeler ise, başka insanların kendi deneylerinden çıkarıp doğru ve geçerli saymış olmalarından ileri gelmektedir.John Locke İnsan Anlığı Üzerine Deneme adlı kitabında felsefesini açıklar.Genel anlamda insan unsurunu konu edinmekle birlikte, özel olarak bilgi sorunsalı üzerinde durmaktadır burada.İnsan zihninin dünyaya geldiğinde bir tabula rasa olduğunu teorik bir önerme olarak ileri sürer Locke.Böylece bilgi ve bilginin dayandırıldığı bütün kavramların deneyle kazanıldığı tezi öne sürülür.Zihnimiz, deney ve gözlemlerin sonucu ortaya çıkan izlenimlerle zaman içinde dolar.Locke deney alanını iki bölüme ayırır; dış algılar ((sensation) ve iç algılar(reflexion).Bütün bilgi ve düşünceler bu ikili deneyden gelmektedirler.
Empirizmin doruk noktası sayılan David Hume
Büyüt
Empirizmin doruk noktası sayılan David Hume
David Hume
Ana madde: David Hume
David Hume, emprizmin sistematikleştirilmesinde ve kuramsal gücünü felsefi bir akım olarak doruk noktasına taşınmasında daha da belirgin bir isim olarak ortaya çıkar.17. yüzyılın doğa bilimi anlayışında geçerli olan nedensellik ilkesini Hume felsefi bir konumda yeniden değerlendirir; "her sonucun bir nedeni olduğu ve her etkinin bir sebebi bulunduğu" fikriyle öne sürülen bu düşünce, David Hume sonradan çagrışımcılık olarak bilinecek olan akımın öncüsü olarak tesciller.Öyleki aklın ve mantığı ilkeleri ve temel kategorileri bile, sonucta izlenimlere dayanır.Hume nedensellik ilkesinin böyle olduğu belirtir.Bu bakımdan empirizm Hume'da doruk noktasına ulaşmıştır.İnsan Doğası Üzerine Bir Deneme kitabında Hume, tıpkı önceli Locke gibi, insan kavramlarının ve fikirlerinin kaynağının ne olduğu sorusuyla ilgilenir.Her iki filozofta empirist olmasına rağmen Hume, bazı noktalarda Locke'dan ayrılır.İç ve dış algı ayrımını reddeden Hume, bu iki alanı birleştirmeye yönelir, insanın bilgi alanının bu şekilde bölümlenemeyeceğini ileri sürer.Hume'un ortaya koyduğu ayrımlar daha başkadır; izlenimleri ve kavramları ayırır Hume.İzlenimler duyu organlarının algıladıklarından ileri gelir; kavramlar ya da düşünceler ise artık canlılığını yitirmiş olan izlenimlerin tasavvurlarından meydana gelir.Zihnin temel görevi, duyularla elde edilen verilerin üzerinde işlem yapmak, izlenimleri bilgiye dönüştürmektir.Bütün fikirlerin temeli bu izlenimlere dayanır çünkü.En soyut idealardan bir olan Tanrı ideası bile, insanların deneyimlerindeki izlenimleriden meydana gelmiştir.
Thomas Hobbes
Hobbes
Büyüt
Hobbes
Ana madde: Thomas Hobbes
Belirli anlamda materyalizmin de Yeni Çağ felsefesi içinde temsilcisi sayılan Hobbes, fiziksel gerçekliği her şeyden üstün tutmuş, her şeyin fizik maddenin hareketinden ileri geldiğini öne sürmüştür.Hobbes asıl olarak ününü siyaset felsefesindeki düşüncelerine borçludur.Bununla birlikte Hobbes'i sözkonusu dlönem içindeki deneycilik akımı içinde değerlendirmek yerinde olur.Hobbes'da deneyci felsefenin kuramsal ve yöntemsel ögelerini sahiplenir.Bilginin kaynağı olarak fiziksel gercekliğin deneyimini, yani duyu algılarının rolünü öncelikli olarak alır.Hobbes'da diğerleri gibi tüm bilginin temelinde duyuların, yani duyu deneyinin olduğunu öne sürer.Bununla birlikte Hobbes empirik filozoflarda görülmeyecek şekilde matematikle, özellikle geometri ile ilgilenmiştir.
George Berkeley
"İnsan Bilgisinin Prensipleri" George Berkeley
Büyüt
"İnsan Bilgisinin Prensipleri" George Berkeley
Ana madde: George Berkeley
Berkeley, empirist felsefe akımının önemli isimlerinden olup geliştirdiği felsefi yaklaşımla materyalist yönelimli empirisitlerden farklı olarak tamamen idealaist yönelimli bir yaklaşım geliştirdi.Öyleki, Berkeley sonuç olarak maddi varlığın gerçekte varolmadığı sonucunu öne sürdü.John Locke'u, maddenin kendi başına varolduğunu düşündüğü, bu anlamdada eski soyut felsefelere inandığı gerekçesiyle eleştirdi.Berkeley bu anlamda idealizmin en ünlü temsilcilerinden sayılır; ancak aynı zamanda empirist felsefe içinde de yer almaktadır.İnsan Bilgisinin İlkeleri Üzerine İnceleme adlı kitabında temel felsefi kavramlarını geliştirir.Berkeley'e göre, nesnelerin özü, algılanmış olmalarından ibarettir.Buna göre nesneler düşünceden başka bir şey değildirler.Algılar saf düşüncelerdir ve kendisiyle ilgili edindiğimiz düşünceler dışında madde diye bir şey yoktur.Her şeyin dayanak noktası duyumsal kesinliktir, bilginin değeri duyumsal kesinliğe dayanmasıyla anlam bulur.
Francis Bacon
Ana madde: Francis Bacon
Bilimsel düşüncenin Yeni Çağdaki öncüsü sayılan Francis Bacon, aynı zamanda belirli bir şekilde deneyci felsefeninde öncü isimleri arasında yer alır.Locke ile sistematikleşip Hume ile doruğuna ulaşan Mill ve Bertrand Russell ile devam eden ingiliz empirizminin bir anlamda kurucu Bacon'dır.Bacon'ın bilimsel yöntem olarak öne sürdüğü tümevarımsal yöntemi, gözlem ve olguların toplanması, bunlar üzerinden sonuclara gidilmesi yaklaşımını içerdiğinden, empirik felsefenin temel yöntemsel yaklaşımına denk düşer.Bacon'a göre bilim nedenlerin keşfedilmesi uğraşıdır.Nesnelerin biçimsel nedensellikleri onların fiziksel niteliklerinden ileri gelir ve tümevarımsal yöntem bu nedenselliklerin ortaya konulup bilgiye ulaşılmasının yöntemidir.
John Stuart Mill
J.S.Mill
Büyüt
J.S.Mill
Ana madde: John Stuart Mill
John Stuart Mill asıl olarak1 yararcılık olarak adlandırılan bir düşünür olarak ün yapmış olan ingiliz filozofudur.Mantıkta tümevarımsal yaklaşın geliştirilmesine önemli katkılar sağlamıştır.Deneyci filozların çizgisinde devam ederek, özellikle Berkeley'le bağlantılı önermeler geliştirmiştir.Mill, Berkely'den dış dünyanın/maddenin gerçekliği konusunda ayrılır, ona göre duyumların dayanak noktası, maddi gerçekliktir.
Condillac
Ana madde: Condillac
Fransız filozof Condillac, empirik felsefenin özellikle duyumculuk yönünde geliştirilmesini sağlamış ve bu yönde temellendirmiştir.Bilgi teorisi konusunda kapsamlı yapıtlar üretmiş olan Condillac, aydınlanma çağında özellikle İdeolog olarak adlandırılan düşünürleri etkilemiş ve günmüze kadar gelen biir çok tartışmanın teorik temellerini atmıştır.Condillac için felsefe kısaca duyumların bilgisi üzerine düşünmek olarak tanımlanır ki, bu aynı zamanda her tür bilginin temelinde duyumlar olduğu tezinin öne sürülmesidir.
Çağrışımcı deneycilik
Kurucuları David Hardey ve Joseph Priestley olan deneyci akım.
Duyumculuk, Pozitivizm, Pragmatizm ve Deneycilik ilişkileri/ayrımları
Empirist felsefe, ince nüaslar ve kavram ayrımları üzerinden, ya da öcelikli ilkelerin neler olduğu ve yöntemsel yaklaşım noktasındaki ayrımlardan hareketle farklı kollara ayrılır ve kuramsal konumlanışları itibariyle birbirlerinden farklılaşırlar.Belirli bir noktada bu farklılıklar farklı felsefe eğilimleri olarak belirlemelerini getirir.Bunun yanında, hepsinin öncelikli ilkesel kavramı farklı olmakla ve farklı bir felsefi konuma yönelmeleri sözkonusu olmakla birlikte, rasyonalist geleneğe karşıt olarak, deneye, gözleme, pratik olana, yaşama öncelik verdiğini iddia eden bir epistemolojik temele dayanırlar.Duyumculuk duyu verilerinin bilginin temeli olduğunu, pozitivizm gözlem ve deneyin doğrulanabilirliğin tek kaynağı olduğunu, pragmatizm somut yaşamın ve pratiğin her şeyin ölçüsü olduğunu öne sürdüğünde deneycilik felsefesinin epistemolojik konumundan kalkış yapmaktadırlar.
Viyana Çevresi
Ana madde: Viyana Okulu
Mantıksal empirizm ya da mantıkçı olguculuk olarak bilinen bir felsefi konuma sahip olan Viyana Çevresi, belirli şekillerde deneycilik felsefesinin teorik öncüllerini sürdürür.Özellikle pozitivist anlamda deneyciliği değerlendirmişlerdir.Mantıksal empiristlerde "anlan" kavramı önemli bir yer tutar.Anlamlı önermeler doğrulanabilir, yani gözlem ve deney ile açık seçik bulgulanabilir olan cümlelerdir bulgularDoğrulanabilirlik ilkesini öne sürmüşler ve bunun temeline de deney ve gözlemi koymuşlardır.Bu gruba göre gözlemle doğrulanamayan her şey metafiziktir ve metafizik olan her şey de anlamsızdır.
Bertrand Russel
Ana madde: Bertrand Russell
Bertrand Russell, matematiksel mantık alanındaki çalışmalarını felsefe alanına genişleterek bir mantıksal atomculuk öğretisini geliştirmiştir.İngiliz filozofu olarak Russell epistemolojik olarak empirizmi benimser ve deneysel bilgimizin temel olduğunu, bunların betimsel ve tanışıklık yoluyla elde edilmelerine bağlı olarak iki türe ayrıldığını öne sürer. Russell, analitik felsefeyle ve mantıksal empiristlerle ya da mantıksal olgucularla bazı bakımlardan benzer teorik konumlara sahiptir.
Empirizm eleştirileri
Duyuları ve duyumları bilgi problemi açısından yeniden önemli kılmasıyla etkili olan deneycilik felsefesi, duyum ve deneye aşırı ve buna bağlı olarak da yanlış bir yer vermekle eleştirilir.Özellikle aklı tamamen geri plana itmesi ve hatta tamamen önemsiz kılması, deneyciliğe yönelik yoğun eleştirilerin gortaya çıkmasına yol açar.Zihnin boş bir levha olduğu önermesi, sonradan daha çok yanlışlanabilir bir önerme olarak belirmiştir; zihnin, duyumların etkisiyle hareket eden bir makine/araç olmadığı, ya da nesnelliği yansıtmaktan ibaret edilgen bir konum olmadığı psikanaliz, antropoloji gibi bilim alanlarından gelen katkılarla da eleştirilebilir olmuştur.Dil-zihin-gerçeklik ilişkisinde empirik önermelerin geçerli olmadığı, bağımsız bir deney ve gözlem alanı bulunmadığı, her tür gözlem ve deneyin, izlenimlerin belirli bakış açılarına göre üretildiği ileri sürülmüştür.Empirizm eleştirilerinin doruk noktası W. V. Quine´in Deneyciliğin İki Dogması adlı kitabıdır.Quine, burada deneyciiliğin temel önkabullerine yönelik eleştirilerini yöneltir.Bir yandan, analitik önermeler ile sentetik önermeler arasında yapılan katı ayrım eleştirilir ve apiriori bilgilerin olduğu öne sürülür.İkinci olaraksa, deneyciliğin öne sürdüğü deneyimin koşullarına yönelik bilginin nereden geldiğine ilişkin eleştiri dile getirilir.Ayrıca gözlem sonuclarının sentezlenmesini sağlayan tümevarım ilkesinin deneyimle nasıl temellendirileceği sorusu da deneyci felsefecilere yöneltilir.
_________________ Hagayret.Net Sitesinde ve sunucularında Hiç bir Şekilde İllegal İçerik Barındırmamaktadır. Lisans Hakkı olan İçeriklerin Kaldırılması İçin İrtibata geçiniz.Hagayret.Net Lisanslı kullanımı tavsiye etmektedir.
Kendine bir iyilik yap ve Beyaz bir sayfa aç diyenlere inat senin için sana hala karalama
kağıtlarındaki boş satır aralarına bir şeyler yazıyorum.
A priori ilkeler, çeşitli dogmalar ve asla değişmeyeceği kabul edilen mutlak değerleri kabul eden, bu bilgilerin mutlak hakikat olduğunu, inceleme, tartışma yahut araştırmaya ihtiyacın olmadığını savunan anlayışa dogmatizm denir. Temelde skolastik bir anlayıştır, modern çağda değişme ve gelişmeyi yadsıyan öğretileri ve anlayışları adlandırır. Zira kendi fikir ve iddiasının mutlak doğru olduğunu ileri süren her kişi veya sistem dogmatiktir. Özellikle metafizik öğretilerin tümü inakçı (dogmatik) öğretilerdir. Deney alanının dışında kalan bütün savlar inakçı olmak zorundadır. Zaten bir başka izah ile dogmatizm, aklın kesin ve mutlak bir değere sahip olduğunu böylece mutlak bilgi ve varlığa (hakikate) ulaşılabileceğini ve bunun sonucu olarak da bilginin metafiziğinin mümkün olduğunu ileri süren felsefi akımdır.
Dogmatizme primitif inançlardan modern bazı felsefi sistemlere kadar her yerde rastlanabilir. Belirgin biçimde çıkışı Tanrı'nın sözü kavramı ile olmuş ve ortaçağda Aristoteles'in sözü kavramına kadar varmıştır. Örnek vermek gerekirse, Ortaçağ Hıristiyan kültüründe herhangi bir kuralın gerçek sayılması için Aristoteles’in söylemiş olması yeterli sayılıyordu.
Dogmatizmin zorunlu sonucu zorbalıktır, zira farklı düşüncelere, perspektiflere yer olmadığı gibi, dogmatizmde deneyle tanıtlama da kabul edilemezdir. Özellikle ortaçağda dogmatizm zirve noktasına ulaşmıştır; deneylerle tanıtlanamayan kurallar, engizisyon işkenceleriyle tanıtlanmaya çalışılmıştır. Örnek vermek gerekirse, dogmatizm, masum kişinin ateşe atılsa bile yanmayacağı inancına varmış, bundan da ateşe atılınca yanan kişinin suçlu olduğu sonucu çıkarılmıştır.
İnak(dogma) ile inan arasındaki fark, inan’ın asla tanıtlanamayacak olanı kabul etmesi, inak’ın ise herhangi bir yetkeye bağlanan bir veriyi tanıtlamış olarak kabul etmesidir. Yukarıda da belirtildiği gibi bunun en güzel örneği ortaçağ skolastiğinde herhangi bir sözün, eğer Aristoteles tarafından söylendiği tanıtlanırsa, doğru olduğunun da tanıtlandığı fikridir.
Kısaca, herhangi bir sistemin veya kişinin değişmez formüller, her yerde ve her zaman geçerli olduğunu ileri sürdüğü mutlak bilgiler (olduğunu) sunması dogmatizmdir. Dogmatizmin karşıtı septisizm yani şüphecilik, kuşkuculuktur.
_________________ Hagayret.Net Sitesinde ve sunucularında Hiç bir Şekilde İllegal İçerik Barındırmamaktadır. Lisans Hakkı olan İçeriklerin Kaldırılması İçin İrtibata geçiniz.Hagayret.Net Lisanslı kullanımı tavsiye etmektedir.
Kendine bir iyilik yap ve Beyaz bir sayfa aç diyenlere inat senin için sana hala karalama
kağıtlarındaki boş satır aralarına bir şeyler yazıyorum.
Fatalizm, cebriyye, kadercilik, yazgıcılık veya sabitkadercilik adlarıyla da bilinmekte olup, her şeyin önceden doğa-üstü bir güç tarafından belirlenmiş olduğunu ve kimsenin bu belirlenmiş yazgıyı değiştiremeyeceğini ileri süren görüştür.
Fatalizm anlayışına göre, insan istesin istemesin, olaylar kendi iradesinden başka bir iradenin yönlendirdiği yönde gelişir ve insan iradesiyle ne kadar çaba harcarsa harcasın, sonuç daima üstündeki o iradeye göre gerçekleşir. Fatalizm determinizmi ve nedensellik kuralını ve insanın iradesinin özgür olduğunu kabul etmez. Bu anlayışa göre insan sevap ve günah işlemeye zorunludur ki, böylece sorumluluk da ortadan kalkmaktadır. İnsanın tüm eylemleri bir başka irade tarafından düzenlenmiştir. Daha açık bir deyişle, Tanrı’nın iradesi dışında irade yoktur, insandaki irade de Tanrı’nın iradesinin tecellisidir. Bu duruma göre, varlıkların ezelden ebede kadar yaptıkları her şey, otomatik bir faaliyet olup, varlıklar birer otomat, birer kukla durumuna düşmektedirler. Allah'ın varlığını kabul etmekle birlikte, evrende nedensellik kuralının geçerli olduğunu ve ruhların İlahi irade yasaları'nın gerekleri dahilindeki gelişimlerini özgür iradeleriyle belirlediklerini kabul eden neo-spiritüalistler fatalizmi bir hakikat yolu olarak görmezler.
_________________ Hagayret.Net Sitesinde ve sunucularında Hiç bir Şekilde İllegal İçerik Barındırmamaktadır. Lisans Hakkı olan İçeriklerin Kaldırılması İçin İrtibata geçiniz.Hagayret.Net Lisanslı kullanımı tavsiye etmektedir.
Kendine bir iyilik yap ve Beyaz bir sayfa aç diyenlere inat senin için sana hala karalama
kağıtlarındaki boş satır aralarına bir şeyler yazıyorum.
Felsefede Faydacılık ya da Pragmatizm hem iyinin teorisi hem de doğrunun teorisidir. İyinin teorisi olarak faydacılık refahcıdır (welfarist). İyi en fazla faydayı sağlayandır ve burada fayda zevk, tatmin veya bir nesnel değerler listesine göre tanımlanır. Bir doğru teorisi olarak ise faydacılık neticecidir (consequentialist). Doğru hareket en yüksek faydayı verendir.
Faydacılık ilk olarak 18. yüzyıl İngiltere'sinde Jeremy Bentham ve diğerleri tarafından öne sürülmüştür. Fakat Epikür (Aipikuros) gibi antik Yunan filozoflarına kadar geri gidilebilir. İlk kez ortaya atıldığında iyi en fazla insana en fazla mutluluğu getiren şey olarak tanımlanmıştı. Ancak daha sonra Bentham iki farklı ve birbiri ile çelişme potansiyeli olan kavram içerdiğinden birinci kısmı atıp sadece “en büyük mutluluk prensibi” demiştir.
Hem Bentham'ın hem de Epikür'ün formulasyonu hedonistik nedenselliğin farklı tipleri olarak düşünülebilir çünkü hareketlerin doğruluğunu sebep oldukları mutluluğa göre ölçüyorlardı ve mutluluğu zevkle tanımlıyorlardı. Ancak Bentham'ın formulasyonu ferdi olmayan bir hedonizmdi. Epikür'ün kişiyi en mutlu eden şeyi yapmasını tavsiye etmesine karşılık Bentham herkesi en mutlu yapacak şeyi yapmayı uygun görüyordu.
John Stuart Mill "Utilitarianism" isminde ünlü (ve kısa) bir kitap yazmıştır. Mill bir faydacı olmasına rağmen bütün zevklerin aynı değerde olmadığını ileri sürmüştür. “Mutsuz bir Sokrat (Sokrates) olmak mutlu bir domuz olmaktan yeğdir” sözü bu görüşünü anlatır.
Faydacılığı eleştirenler bu görüşün birkaç problemi olduğunu söylemişlerdir. Bunlardan biri değişik insanların faydalarının karşılaştırılmasının zorluğudur. İlk faydacıların çoğu mutluluğun felisifik hesap (felisific calculus) ile sayısal olarak ölçülebilip karşılaştırılabileceğine inanıyorlardı ama pratikte bu hiçbir zaman yapılamadı. Değişik insanların mutluluğunun kıyaslanmasının sadece pratikte değil prensipte de mümkün olmayacağı ileri sürülmüştür. Faydacılığın savunucuları bu problemin iki kötü seçenek arasında karar vermek zorunda kalan herkesin karşılaşabileceği bir problem olduğunu söyleyerek karşılık vermişlerdir. Bir milyar insanın ölmesiyle bir kişinin ölmesinin aynı derecede kötü olduğunu söyleyemiyorsanız bu problemi utilitaryanizmi red etmek için kullanamazsınız demişlerdir.
Faydacılık sağduyu ile çeliştiği için de eleştirilmiştir. Örneğin kişi kendi çocuğunun hayatı ile iki yabancının hayatını kurtarmak arasında seçim yapmak zorunda kaldığında kendi çocuğunu kurtarmayı seçecektir. Ama faydacılar iki yabancıyı kurtarmanın gelecekte daha fazla potansiyel mutluluğa sebebiyet vereceğinden tersini tercih etmeyi destekleyeceklerdir.
Daniel Dennett kararlarımızı yönlendirmek için faydacılığın kullanmasının sınırlarını belirlemek için Three Mile adasını örnek olarak kullanır. Bu nükleer santraldaki kaza iyi mi yoksa kötü bir şey miydi? Bu kaza birçok kişi tarafından nükleer enerji politikasına yaptığı etkiler yüzünden yararlı olarak görülmekteydi. (neticede Çernobil kadar kötü bir kaza değildi). Dennett faydacılık açısından tüm kanıtları tartıp bir karara varmak için hâlâ daha erken (aradan geçen 20 yıla rağmen) olduğunu söylemektedir.
Burada söz edilen sıkıntılardan kurtulmak için faydacılığın değişik çeşitleri ortaya atılmıştır. Faydacılığın geleneksel şekli en fazla fayda getiren hareket en iyi harekettir diyen hareket faydacılığıdır. Buna alternatif ise en iyi hareket en fazla faydayı sağlayacak kuralın emrettiği harekettir diyen kural faydacılığıdır.
Örneğin bir kişi yalan söylerse en fazla faydayı elde edeceği bir durumda olsun. Hareket faydacılığına göre en doğru hareket yalan söylemektir. Ama genel kural olarak doğruyu söylemek o kişiye daha fazla fayda sağlayacağını kabul edersek kural faydacılığı açısından doğruyu söylemek gerekmektedir.
_________________ Hagayret.Net Sitesinde ve sunucularında Hiç bir Şekilde İllegal İçerik Barındırmamaktadır. Lisans Hakkı olan İçeriklerin Kaldırılması İçin İrtibata geçiniz.Hagayret.Net Lisanslı kullanımı tavsiye etmektedir.
Kendine bir iyilik yap ve Beyaz bir sayfa aç diyenlere inat senin için sana hala karalama
kağıtlarındaki boş satır aralarına bir şeyler yazıyorum.
Felsefi antropoloji, genel olarak insanbilim ya da antropoliji olarak bilinen disiplinin ekseninde tanımlanan bir felsefe etkinligidir. İnsanin özü ve bunun belrli ir somut yaşam içinde gerçekleştirilmek üzere kuruluşu ya da oluşturulması üzerine felsefi ve kuramsal etkinlikler ve ögretiler bu alana girer. İlk biçimleri Kant'a ve Herder'e kadar uzanmaktadır. 19. yüzyıl felsefesi içinde de etkisi görülür. 20. yüzyıl felsefesinde ise Max Scheler, William James, John Dewey felsefi antropolijinin önemli isimleridir. Bu felsefe tutumu, bir yandan bilimlerin geliştirdiği bilgilerden yararlanarak belirgin bir insan fikrini şekillendirmeye çalışırken, bir yandan da doğa bilimleri ile insan bilimleri ya da tin bilimlerinin sonuçlarını bağlantılandırmaya çaba gösterir. Bütün bunlar insan varlığının temel niteliğini ya da özünü kavramaya ve daha da ötesi bu varlığın anlamını metafizik yönden değerlendirmeye yönelik bir ilginin ögelerini meydana getiri. Bu felsefe tututmu, genel anlamda insan varlığının bir felsefesi olmak iddiasıyla ortaya çıkar.
_________________ Hagayret.Net Sitesinde ve sunucularında Hiç bir Şekilde İllegal İçerik Barındırmamaktadır. Lisans Hakkı olan İçeriklerin Kaldırılması İçin İrtibata geçiniz.Hagayret.Net Lisanslı kullanımı tavsiye etmektedir.
Kendine bir iyilik yap ve Beyaz bir sayfa aç diyenlere inat senin için sana hala karalama
kağıtlarındaki boş satır aralarına bir şeyler yazıyorum.
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız